30 Ekim, 2008

Üç Maymun

nuri bilge ceylan sinemanın orhan pamuk'udur diyeceğim diyeceğim ama orhan pamuk'tan farklı olarak cannes'da ödül kazandıktan sonra "ödülümü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum" demişti.

kasaba, mayıs sıkıntısı, uzak, iklimler.
nuri bilge'nin bugüne kadar çektiği ve onu bir marka yapan benzer özellikli filmleri.
fotoğrafik sahneler, az diyalog, az müzik, neredeyse filmin izlendiği andaki gerçek zamanla aynı hızda akan senaryo.

üç maymun ise bilge ceylan'ın sinematografisinde en önemli dönüşüm olarak adlandırılacak gelecekte. bu kez yalnızca görsellik ve neredeyse slayt gösterisi gibi akan muhteşem fotoğraflar yok. ceylan'ın her zamanki güçlü sinema diliyle aslında çok bildiğimiz bir senaryoda iletişimsizlik üzerine kurulmuş kırık hayatlar var.

ve aynen hayat gibi, acımasız bir son: kim daha güçlüyse o s.ker!

oyunculuklar çok iyi, özellikle hatice aslan'ı kutlamak gerek, yavuz bingöl de en azından bendeki soru işaretlerini kırdı.

doyumsuz bir görsellikle birlikte aslında herkesin zaman zaman oynadığı üç maymunu sorguluyoruz. yalnız bana göre müzik eksik bu filmde. filmdeki tek müzik cep telefonu melodisi olarak çalan yıldız tilbe şarkısı. bence çok daha iyi müzikler hakediyor bu görsellik ama nuri bilge'nin bu müziksizlik tercihini özellikle yaptığı da kesin.

sonuç olarak beni en çarpan filmlerden değil ama izlenmeye ve düşünmeye çok fazla değer.

son söz de altın portakal film festivali üzerine. aslında festival üzerine 2 satır yazamadım. ama jüri bu filmi ödüle layık görmeyerek üç maymunu oynamış benim anladığım...

Bağlam

bir diyaloğun nerede geçtiği, esprinin nerede yapıldığı ne kadar da büyük önem taşıyor.

- oğlum recai kim?
- fedai'nin arkadaşı.
- fedai kim?
- sezai'nin kardeşi.

bu diyalog nerede geçer diye sorsanız recep ivedik filminde derdim.
ama bugün nuri bilge ceylan'a cannes'da en iyi yönetmen ödülünü getiren 3 maymun'da aynen duydum bu diyaloğu.
bir 5 dakika sırf bu diyalog yüzünden filmden uzaklaştım.
kötü espri hiçbir yerde kaldırılmıyor ama bu filmde ne gereği vardı diye düşünüyor insan.

3 maymun değerlendirmesi az sonra...

29 Ekim, 2008

Cumhuriyet Bayramı

"ben bütün izmir'i, izmirlileri severim; güzel izmir'in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerine eminim."

mustafa kemal atatürk
11 ekim 1922

atatürk'ün izmir'e bakışıyla kutlamak istedim bu bayramı; çocuklukta mecburen katıldığımız törenler olmasa ya da başka türlü olsa, kısaca herşey özü gibi olsa, eminim bu bayramların gerçek değeri çok daha iyi anlaşılacak...

Turkcell???

can dündar, 'mustafa' filmi için turkcell'e sponsorluk teklif etti. turkcell de yaklaşık 350 bin euro'ya sponsor olmayı kabul etti. ancak filmi izleyen turkcell yöneticileri 'bizim toplumun her kesiminden müşterimiz var. bu filme sponsor olursak bir kesimin tepkisini çekeriz' diyerek sponsorluktan son anda vazgeçti. can dündar'ın filmine sabancı holding sponsor oldu.

vatan gazetesi’nde ercan inan, olayın perde arkasını şöyle yazdı:

“bu yıl, ulu önder gazi mustafa kemal atatürk’ün 70’inci ölüm yıldönümü. bugüne kadar atatürk ile ilgili yapılmış film ya da belgesellerde, hep kahraman bir lider gösterildi. atatürk yüceleştirilirken, insan yönünü toplum olarak atladık. türk şairi, edebiyatçısı, romancısı da atladı. can dündar’ın ‘mustafa’ filmi işte böyle bir boşluktan çıktı. o yüzden de adı atatürk değil, mustafa oldu. dündar, “mustafa” projesine start verdiğinde filmine sponsor arayışına girdi. turkcell, sponsorluk teklifine olumlu yanıt verdi. can dündar ile turkcell yetkilileri arasında toplantılar yapıldı ve el sıkışıldı. edindiğim bilgilere göre turkcell bu projeye yaklaşık 350 bin euroluk bir destek vermeyi kabul etti. ancak film bittikten sonra ilginç bir gelişme yaşandı. turkcell’in ceo’su süreyya ciliv, filmin bir kopyasını istedi. “sponsoru olduğumuz filmi izlemek istiyoruz. bu konuda yönetimdeki diğer arkadaşlarımızın da görüşünü almak istiyorum” dedi. filmin bir kopyası turkcell’e gönderildi. turkcell üst yönetimi filmi izledi. filmi izlendikten sonra ani bir kararla turkcell filme sponsor olmaktan vazgeçti. can dündar’a sponsorluktan çekilme nedenine dair herhangi bir açıklama yapılmadı. ancak turkcell yönetiminde filmi izledikten sonra ortaya çıkan ve sponsorluktan da geri adım atılmasına neden olan görüş şuydu: “bizim turkcell olarak toplumun her kesiminden müşterimiz var. böyle bir filme sponsor olarak müşterilerimizin bir kısmını karşımıza alma riskini üstlenemeyiz.” insanın inanası gelmiyor ama ne yazık ki turkcell ve mustafa filminin yöneticileri arasında iplerin kopmasına, turkcell yönetiminde ortaya çıkan bu görüş neden oldu. filmin senaristi ve yönetmeni de olan can dündar, turkcell’in son saniye golü ile zor duruma düşmüştü. neyse ki devreye sabancı holding girdi. can dündar ile görüşen güler sabancı, mustafa filmine, holding olarak sponsor olmayı kabul etti. yine edindiğim bilgilere göre sabancı holding’in filme sponsorluk katkısı yaklaşık 300 bin euro civarında olacak.”

ben de filmle ilgili yapılan iki afişi yayınlıyorum. birinde (şu an kullanılan afiş) sabancı holding katkılarıyla ibaresi yer alırken, iptal edilen afişte ise turkcell katkılarıyla ibaresi var. bu afişler de turkcell'in son dakikada sponsorluktan çekildiğini gösterir nitelikte. çekilmenin gerçek nedeni yukarıda yazılanlar ise turkcell "bir kesime kötü görünmemek" adına "çok daha büyük bir kesime çok daha kötü görünecek"...

peşin edit: bu haberde yazılanlar turkcell'in atatürk karşıtlarından çekinerek sponsorluktan çekildiğini vurguluyor. filmi henüz izlemedim ama filmle ilgili bazı yorumları okuduğumda turkcell'in filmdeki atatürk'ü çok sevenleri kızdıracak öğelerinden çekinerek de bu uygulamayı yapmış olabileceği izlenimini edindim. ne de olsa film atatürk'ün içindeki insanı anlatıyor, her insanın olduğu gibi onun da hataları ve zaafları var. oysa bugüne kadar anlatılanlar böyle miydi? turkcell bundan çekinmiş gibi. izleyince devam edelim...

28 Ekim, 2008

Susmadık Ama Sıra Bize Geldi

bu platformda internet yasaklarını, site kapatmalarını sıkça eleştirdik, mantıksızlığını anlatmaya çalıştık.
ne ki sıra bize de geldi, karardık.

yakında internet ve türkiye'de internet gibi iki farklı olguyla karşılaşacağız gibi...

23 Ekim, 2008

Dikkat Çaycı Çıkabilir

giresun'da bir kahvehane sahibi, bodrum katta bulunan iş yerinden çay götürmek için caddeye çıkan garsonları ile vatandaşların çarpışmaması için iş yeri girişine, ''dikkat çaycı çıkabilir'' yazılı levha astı.
esnafa çay servisi yaparken hızlı hareket eden garsonların, merdivenleri kat ettikten sonra aniden caddeye çıktığını ve hemen her gün vatandaşlarla çarpıştıklarını ifade eden pekdemir, şunları söyledi:
''bundan önceki garsonum bir kız arkadaşı vardı. çay servisi yaparken dahi sürekli cep telefonu ile kız arkadaşıyla konuşuyordu. dışarıya yaptığı servislerde, hem kendinin, hem de vatandaşın dikkatsizliği sonucu ortalama günde 10 adet bardağım kırılıyordu. bardaklar gittiği gibi vatandaşın üstü kirleniyordu. bu tabelayı asarak, olası kazaları asgari seviyeye indirmeyi başardım. garsonum sevdiği ile evlendi. sonuç olarak her ikimiz de mutlu olduk.''
kaynak: gazeteport

Terim'in Maaşı

fatih terim'i sevmemem yeni birşey değil.

uzun zamandır maaşı tartışılıyor. hatta 1 yıl kadar önce maaşı 100 bin lirayken cumhurbaşkanı ve başbakan maaşıyla karşılaştırma yapmışlardı.

elbette bu doğru değil. terim'in maaşını futbol ekonomisi içinde değerlendirmek gerek. o yüzden 100 bin lira'dan yılda 1 milyon 200 bin lira bence kabul edebilir bir rakamdı.

bugün bakıyorum terim'le 4 yıl daha sözleşme yapılmış milli takımda. maaşı 250 bin liraya çıkarılmış. yani yılda 3 milyon lira, 4 yılda 12 milyon yani eski ifadeyle 12 trilyon. buna primler dahil değil. hani sadece bir 90 dakikada bizim 30 yıl kazanarak elde ettiğimizle bir olan primler.

milli takım teknik direktörlüğü sembolik bir iş. dediğim gibi futbol ekonomisi içinde 100 bin lira anlaşılır bir ücret. ve bu ücrete bu işi çok da iyi yapabilecek birçok teknik direktör var.

federasyon özerk bir kurum ve kendi gelirini kendi yaratıyor. ama bu kadar parayı teknik direktör yerine çocukların sağlıklı spor yapması için de kullanmak mümkün.

ama burası türkiye ve biliyoruz ki fatih terim tam da bu topluma göre...

millet olarak ihtiyacımız olan günlerde (bu günler hiç bitmez) bize mutluluk yaşatıyorlar, kendi mutlulukları ise tamamen duygusal...

22 Ekim, 2008

Cep Telefonu ve Türkler

meğer cep telefonu yokken bilmeden ne kadar büyük bir boşluktaymışız...
hani bundan 7-8 yıl önce hepi topu, nasıl yaşıyor muyuz...
direksiyon başında telefonla konuşmadan, küçücük mesaj bölümüne herşeyi sığdırmaya çalışmadan, dizi müziklerini melodi yapmadan, çaldırma'dan nasıl nefes alıp veriyormuşuz.
türkiye'deki kayıtlı cep telefonu sayısnın 90 milyonu bulduğunu ve kişi başına 1.2 cep telefonu düştüğünü okuyunca bunlar geldi aklıma.
toplum olarak teknolojiyle ilişkimiz zaten televizyonun üzerine dantel koymak, cd'leri dolmuş süsü olarak asmak gibi "teknolojiyi bizdenleştirme" çabalarından ibaret.
ama cep telefonları çoktan bizden oldu bile...

21 Ekim, 2008

Yaman Çelişki = Nurgül Yeşilçay


2006 altın portakal film festivali'nde ödül alamayan nurgül yeşilçay: "yerim portakal’ı, seneye de petek dinçöz alır herhalde".

2007 altın portakal film festivali'nde ödül alamayan nurgül yeşilçay: "günlerdir tüm festivali izleyen yeşilçay ödül alamadığını erken öğrenince törene katılmadan kenti terketti sonrasında jüri üyelerini ve yarışma sistemini eleştirdi.".

2008 altın portakal film festivali'nde ödül alan nurgül yeşilçay: "yeşilçay'a ödül kazandığı haberi gün içinde ulaştırıldı ve yeşilçay roma'ya tatile gitmek üzereyken rotasını antalya'ya çevirdi. yeşilçay törende şöyle konuştu: bu ödülü diğer oyuncu arkadaşlarım da almak istiyordu, onların adına da alıyorum ve onları alkışlıyorum."

pöh pöh pöh...

19 Ekim, 2008

Aşk ve Sigara (Romance and Cigarettes)


harikulade müzikler, olağanüstü oyuncular ve aslında basit ve bildik ama zekice ayrıntılarla işlenmiş bir senaryo.
kara komedilerin usta oyuncusu john turturro'nun yönettiği filmin yapımcısı coen biraderler.
işçi sınıfının operasını bulun, izleyin...

filmden sonra bir süre şöyle gezeceksiniz:
everyday i wake up, then i start to break up lonely is a man without love,
everyday i start out, then i cry my heart out, lonely is a man without love.

17 Ekim, 2008

Hıncal Uluç = Yaman Çelişki


hıncal uluç 7 ekim 2008 "bu savaşın komutanı kim" başlıklı yazısında ne demiş:

" aktütün'de verilen 17 şehitte bir pkk başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla… asker kanadından, hatta genelkurmay ikinci başkanı düzeyinde yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.. hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde..
bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık..."


"türk ordusu pkk ile 30 yıldan beri savaşıyor. düşük yoğunluklu savaş.. ama savaş..
peki bu savaşın komutanı kim?.. duydunuz mu böyle bir birlik.. böyle bir komutan.."


"üç ay evvel, fransa'da bir askeri manevra sırasında, erin plastik mermi olması gereken silahında, gerçek mermi çıktı ve oluşan kazada 17 er yaralandı. sadece ya-ra-lan-dı..
sonuç..
fransa genelkurmay başkanı istifa etti. "

"sayın general başbuğ!..
millet sizden bu 17 şehidin ölümünden sorumlu olanları bulmanız ve açıklamanızı bekliyor.
o zaman gelecekte böylesi ihmal ve gafletlerin tekrarlanması ihtimali azalır. o zaman ordu'ya güven sarsılmaz..
türk ordusunun hiçbir kusuru yokken düşmanın, ilan ederek, elini kolunu sallayarak bir karakolumuzu basabileceğini, 17 şehit ve 20 yaralı verdirebileceğini kabullenmek, pkk'ya fena halde itibar sağlar ve türkiye'ye en büyük darbeyi vurur.
psikolojik savaşı yitiririz.
hiçbir asker bir daha o bölgeye inanarak, güvenerek gitmez.. o şehitlerin ana ve babaları bir daha "vatan sağ olsun" demezler."


hıncal uluç bugün yani 17 ekim 2008 "askerler ve de bizim demokratlar" başlıklı yazısında nasıl çark etmiş:

"genelkurmay başkanı ilker başbuğ'un herhangi bir şey açıklamayan ve iddialara da yanıt vermeyen konuşmasını "demokrat" medyamız sert buldu.
org. başbuğ, o sert tonda konuşmak zorundaydı. çünkü bir komutan olarak o davranış içinde olması gerekiyordu. ordu, eleştiri boyutlarını kat kat aşan açık bir yıpratma faaliyetine muhatap olurken, gereğinde ölüme yollayacağı emrindekilere kumanda edebilmek için "komutan" bu tavrı koymalıydı. askeri ve askerliği çok iyi bildiğim için hiç yadırgamadım. hatta açıkça ifade edeyim, beklediğimden yumuşak buldum aslında.
komutanın eleştiriler ve iddialara yanıt olarak bir şey söylememesi de doğaldı."

15 Ekim, 2008

Marx and Spencer

new york times muhabiri türkiye'yle ilgili gözlemlerini anlatırken şöyle demiş:

türkiye'de kızlar marx dendiğinde bundan sadece ingiliz "marks & spencer" alışveriş merkezini anlıyor.

çok iyi demiş ama sadece kızlar diyerek biraz eksik bırakmış...

14 Ekim, 2008

Kaldırımın Genişliği

çocukluğumuzun klişesidir, "bir ülkenin gelişmişlik düzeyi kaldırımlarının yüksekliğinden belli olur" demişlerdir hep.
o zamanlar bazı kaldırımlara çıkmak değil tırmanmak sözkonuydu.
ama bu sözü söyleyenler bile bir kaldırımın genişliği hakkında konuşma ihtiyacı duymamışlar.
ne de olsa kaldırımın genişliği bellidir, belli bir standardın altında olamaz diye düşünmüşler.
ama 2008'de izmir bayraklı'da yol düzenlemesinin ardından yapılan kaldırımda, hazırolda bile dururken insanların ayakları kaldırımdan taşıyor!
zaten buralarda insan dediğin nedir ki, yeter ki trafik aksın...

11 Ekim, 2008

Goran'la Balkanlarda Gezinti



anneannem girit, babaannem sofya göçmeni; bense bir gavur izmirliyim.
bu büyük kültür mozaiğinde hepimiz bir yerlere aitiz işte. aslında her kesimin sesi biraz daha gür çıksa daha da güzel olacak herşey ama neyse...

önceki akşam fuar açıkhava tiyatrosu'nda goran bregoviç konserindeydik.
bregoviç ve orkestrası ilk kez izmir'e gelmiş.
müziğin o güçlü sesini, orkestranın o coşkulu vurgusunu, goran'ın gitarını, vokallerin duru seslerini ve bunların toplamının insanda hissettirdiklerini anlatmak için sözcükler yetersiz...

ama herkesin içinin kıpır kıpır olduğunu ve açıkhava tiyatrosunun açıkhava diskosuna dönüştüğünü söylemek kolay.
bense başka bir yerlerdeydim, sofya'dan çıktım, girit'ten geçtim, izmir'e vardım.
bir yanımı orada bıraktım...

10 Ekim, 2008

Erman'a Kırmızı!

erman toroğlu, yıllardır durmadan hakemleri eleştirir durur. kendi hakemliğindeki hatalarını çoktan unutarak. ne kadar para kazandıysa, ne kadar şöhret kazandıysa bundan kazandı.
eleştiriye eyvallah ama çoğu zaman alay vardır, hakaret vardır, küçük düşürme vardır.
bugüne kadar en çok eleştirdiği hakemlerin başında selçuk dereli gelir. "selçuk dereli, senin annen nereli" demişliği vardır.

işte bu erman toroğlu'yla o selçuk dereli, şöhretler karmasıyla engelliler futbol takımının gösteri maçında karşıya geliyor. toroğlu şöhretler takımında oynuyor, maçı da dereli yönetiyor.
artık erman toroğlu engelli oyunculara nasıl bir hareket yaptıysa böyle bir maçta maçın hakeminden kırmızı kart görmeyi başarıyor.

fotoğraf bana çok güzel geldi. ifadelere dikkatlice bakın. sanırım bu fotoğraf tüm hakemlerin içindeki yağları eritmiştir.
erman kahretsin derken, selçuk sinsice gülümsüyor.
yılların intikamı bir gülümseme olabiliyor bazen...

09 Ekim, 2008

Mustafa



mustafa, can dündar'ın yeni belgesel filmi. 29 ekim'de gösterime girecek.
sadece fragman ve müziklerinin ana temasını gördüm.
ama bana bugüne kadar mustafa kemal'i en iyi betimleyen "şey" izlenimi verdi. "şey"den kastım kitaplar, belgeseller, filmler, anlatılar.
onu hep şablonlarla yükseltirken mustafa kemal'in insani derinliğine inemememiz...
bugüne kadar anladığımızı sandığımız ama hiç anlayamadığımız...
sınıflarımızı, odalarımızı resimleriyle süslediğimiz ama söylediklerinin, düşündüklerinin kimbilir kaçta kaçını gerçekleştirdiğimiz...
en basitinden tekke, zaviye ve türbeleri kapatan büyük adam için anıtkabir yapmamız, onun fikirleri yerine orayı ölümsüzleştirmemiz bile onu ne kadar anladığımızı göstermiyor mu...

işte mustafa kemal'i biraz daha iyi anlamak, insani derinliğine biraz daha inebilmek için iyi bir fırsat gibi mustafa filmi. elbet bir tarafını popüler kültüre yaslamış.
ama ilk malzemeler kalitesini de gösteriyor...

yazan ve yöneten: can dündar
müzikler: goran bregoviç

web sitesine mutlaka göz atın, hiçbir şey etkilemese bile müzikler ruhunuza işleyecek...
www.mustafa.com.tr

08 Ekim, 2008

Memleketimden Haller # 2

bugünkü 3 haber başlığını paylaşalım:


halayı şehitler için çekmişler


kilis’te 17 şehidin verildiği gün belediye desteğiyle yaptırdığı sünnet töreniyle tepki toplayan akp milletvekili olayı açıkladı: ‘gençler saldırıyı protesto için halay çekti.’


mecliste cep'ten bağış skandalı

bu yıl içinde 311 milletvekili vakıf ya da derneklere cep telefonundan sms göndererek bağış yaptı. işin ilginç yanı ise vekillerin cep telefonunun faturalarını devletin ödemesi. yani bağışları vekil değil, devlet yapmış.


aktütün'e ben mi gitseydim

aktütün karakolu'na saldırı sonrası antalya'da golf oynadığı için eleştirilen hava kuvvetleri komutanı orgeneral aydoğan babaoğlu kendini böyle savundu.

06 Ekim, 2008

Bodrum Mazı'da Doğa ve Güzel İnsanlar



eğer benim gibi diğer tarafta cennete gitme ihtimaliniz garanti değilse, hazır bu taraftayken bodrum mazı köyü inceyalı koyunu mutlaka görün.
inanılmaz bir doğa; güzel insanlar...
arkanızı ormana yaslayıp akvaryum gibi bir denizde yüzüyorsunuz, ağaçların arasında patika yoldan yürüyüşe çıkıyorsunuz...
kendinizi tamamen doğaya teslim edip büyükşehirde bazen unuttuğumuz insan olmanın gerçeklerini tekrar anımsayıp adeta arınıyorsunuz...



sahilde konaklayabileceğiniz 3 tesis var. tavsiyemiz taş pansiyon.


kahvaltınızı yaparken, yemeğinizi yerken adeta ayaklarınızı denize uzatabilirsiniz çünkü deniz hemen önünüzde. köy peynirlerinden oluşan nefis kahvaltısı, çeşit çeşit sebze, salata ve pilavlardan oluşan vejeteryan öğle yemeği ve isterseniz hergün mangalda balık ve türlü deniz ürünlerinden oluşan leziz akşam yemeği. balıktan sıkılırsanız tavuk, köfte, et çeşitleri. sınırsız çay, kahve. dilerseniz dalga sesleri eşliğinde alkol. ve ayşe teyzenin olmazsa olmazı kabak çiçeği dolması...

işte bunlar da bu güzel doğayla adeta bütünleşmiş güzel insanlar. ayşe teyze, bizim sarp'ın dedesi mehmet amca ve abaları, abileri...


radyo yok, televizyon yok, gürültü yok. ha illa teknoloji derseniz kablosuz internet mevcut.


bizden önce italyanların keşfettiği ve yazın tesisi neredeyse kapattığı bu cennete nasıl mı gidilir? bodrum'a giderken milas'ı geçtikten sonra mumcular ayrımından dönüyorsunuz ve yaklaşık 30 km. sonra önce yukarı mazı, sonra aşağı mazı ve en son da sahile taş pansiyon'a ulaşıyorsunuz.
bedenini ve ruhunu arındırmak isteyenlere...

rezervasyon için mehmet taş: 0 533 330 87 63


Burada Öldü # Bayram

hakkari şemdinli'ye bağlı aktütün karakolu'na teröristlerin yaptığı baskın sonucu 17 genç can yaşama veda etti, 20 can ise yaralı...
bitmeyecek mi???

yüksek teknoloji değil; yüksek politika!

9 günlük bayram tatilince yurt genelinde meydana gelen 200'ü aşkın kazada 150'den fazla kişi yaşamını yitirdi, 700 kişi yaralandı...
bitmeyecek mi???

yüksek hız değil; yüksek dikkat!

bu topraklarda ne zaman mümkün olacak???

05 Ekim, 2008

03 Ekim, 2008

İyi Ki Varsın

iyi ki doğdun;
iyi ki varsın;
iyi ki bizimlesin...