09 Aralık, 2008
13 Kasım, 2008
10 Kasım, 2008
El Classico
08 Kasım, 2008
Galatasaray vs Fenerbahçe
07 Kasım, 2008
Şarkılarla Geçti Aramızdan
kazım koyuncu'yla çok geç tanıştım maalesef.
06 Kasım, 2008
Özel Hayatın Gizliliğine Dair
04 Kasım, 2008
Turkcell'i Önemse(me)yen Genel Yayın Yönetmeni
iyisi mi burada mustafa filmiyle de gündeme gelen turkcell'in doğan grubu gazetelerine ilan vermemesi meselesiyle devam etmeye çalışalım.
hürriyet genel yayın yönetmeni ertuğrul özkök yazısında hürriyet'e ilan vermeyerek asıl kaybedenin turkcell olduğunu anlatmaya çalışıyor. ancak burada yaptığı bazı aşırı vurgular ve satır aralarında aslında turkcell'den ilan alınamadığı için özkök'ün ve hürriyet yönetiminin son derece rahatsız olduğu, deyim yerindeyse "hasetinden çatlamış" durumda olduğu anlaşılıyor:
"turkcell, 3 yıldan beri hürriyet'e ilan vermiyor. canları sağolsun. onlar ilan vermedi diye, hürriyet'in ilan gelirlerindeki büyüme eksilmedi, tam aksine iyice arttı. hürriyet 60 yıldan beri türkiye'nin uzak ara en büyük ilan mecrası."
"satın alma gücü yüksek okurunu kaybeden sabah, hem "tiraj liginde" hem "ilan liginde" alt kategorilere düştü. turkcell'in ilan vermediği hürriyet'in ilan geliri artarken, turkcell'in ilan verdiği sabah'ın ilan gelirleri, tepetakla gitti. turkcell'in ilan vermediği hürriyet, neredeyse, turkcell'in ilan verdiği sabah'ın üç katı ilan alır hale geldi."
"hürriyet'in ilan gücü karşısında en derin aşağılık komplekslerine sahip olan gazeteler hemen şu yola başvurur. hürriyet'e bulaşmak, iftira atmak. pazar'ın en büyüğü olmanın maalesef ödenmesi gereken bedeli budur."
"turkcell yönetimine gelince... şurası kesin ki, mustafa krizini çok kötü yönettiler."
"kamuoyunun bu kadar konuştuğu bir olayda, turkcell bize ilan veriyor olsaydı da farklı davranmazdık."
"turkcell'in başındaki en büyük felaket, elinde kalmış küçücük hisseyle, koskoca şirketi babasının malı gibi kullanan kişidir. yani mehmet emin karamehmet'tir."
"turkcell'in, azınlık hissedarının keyfi inadı ile ilan verdirttirmediği hürriyet, son 3 yılda büyük gazeteler arasındaki ilan payını ezici şekilde artırmıştır. turkcell'in ilan verdiklerinin zavallı durumu ise ortada."
"turkcell gibi, büyük ve halka açık bir şirketin kaynaklarının, azınlık hissedarının tirajı yerlerde sürünen medyasına, sırf şantaj silahı olarak kullansın diye oluk oluk akıtılmasına hem ahlaki, hem de hukuksal sonuçları vardır."
01 Kasım, 2008
Tribün
nike'ın çakması
levis'ın çakması
şimdi yeni moda göztepe çakması
83 yıllık efsane şimdi oldu kestane...
bir karşıyakalı olarak her ne kadar bana komik gelse de bu pankart ısparta-göztepe maçında olayların çıkmasına neden oldu. kestaneli bölüm olmasa, hakaret içermeyen çok da komik ve yaratıcı bir pankart olacak. gerçekten de amatöre düşen, para vererek 3. lige yükselen göztepe çakma değil de nedir??? gerçek olarak sadece taraftarı kalmış bence.
göztepeliler doğal olarak pankartın indirilmesini istedi, en tuhafı ise ısparta valisinin pankartta hakaret olmadığını savunması. vali pankartı indirtmeyince olaylar büyüdü, yaralananlar oldu.
tribünlerdeki olayları tartışırken doğal olarak bilinçsiz spor yöneticileri ve kışkırtıcı medya en yüksek payı alıyor. ancak zaman zaman yerel yöneticiler hatta yerel kolluk kuvvetleri olayların üzerine tuz biber ekiyor.
benzer bir şey karşıyakalılara yapılsa sanırım önce stad sonra ısparta yıkılırdı, yine de ucuz atlatılmış...
30 Ekim, 2008
Üç Maymun
kasaba, mayıs sıkıntısı, uzak, iklimler.
üç maymun ise bilge ceylan'ın sinematografisinde en önemli dönüşüm olarak adlandırılacak gelecekte. bu kez yalnızca görsellik ve neredeyse slayt gösterisi gibi akan muhteşem fotoğraflar yok. ceylan'ın her zamanki güçlü sinema diliyle aslında çok bildiğimiz bir senaryoda iletişimsizlik üzerine kurulmuş kırık hayatlar var.
ve aynen hayat gibi, acımasız bir son: kim daha güçlüyse o s.ker!
doyumsuz bir görsellikle birlikte aslında herkesin zaman zaman oynadığı üç maymunu sorguluyoruz. yalnız bana göre müzik eksik bu filmde. filmdeki tek müzik cep telefonu melodisi olarak çalan yıldız tilbe şarkısı. bence çok daha iyi müzikler hakediyor bu görsellik ama nuri bilge'nin bu müziksizlik tercihini özellikle yaptığı da kesin.
sonuç olarak beni en çarpan filmlerden değil ama izlenmeye ve düşünmeye çok fazla değer.
son söz de altın portakal film festivali üzerine. aslında festival üzerine 2 satır yazamadım. ama jüri bu filmi ödüle layık görmeyerek üç maymunu oynamış benim anladığım...
Bağlam
- oğlum recai kim?
- fedai'nin arkadaşı.
- fedai kim?
- sezai'nin kardeşi.
bu diyalog nerede geçer diye sorsanız recep ivedik filminde derdim.
ama bugün nuri bilge ceylan'a cannes'da en iyi yönetmen ödülünü getiren 3 maymun'da aynen duydum bu diyaloğu.
bir 5 dakika sırf bu diyalog yüzünden filmden uzaklaştım.
kötü espri hiçbir yerde kaldırılmıyor ama bu filmde ne gereği vardı diye düşünüyor insan.
3 maymun değerlendirmesi az sonra...
29 Ekim, 2008
Cumhuriyet Bayramı
mustafa kemal atatürk
11 ekim 1922
atatürk'ün izmir'e bakışıyla kutlamak istedim bu bayramı; çocuklukta mecburen katıldığımız törenler olmasa ya da başka türlü olsa, kısaca herşey özü gibi olsa, eminim bu bayramların gerçek değeri çok daha iyi anlaşılacak...
Turkcell???
can dündar, 'mustafa' filmi için turkcell'e sponsorluk teklif etti. turkcell de yaklaşık 350 bin euro'ya sponsor olmayı kabul etti. ancak filmi izleyen turkcell yöneticileri 'bizim toplumun her kesiminden müşterimiz var. bu filme sponsor olursak bir kesimin tepkisini çekeriz' diyerek sponsorluktan son anda vazgeçti. can dündar'ın filmine sabancı holding sponsor oldu.
vatan gazetesi’nde ercan inan, olayın perde arkasını şöyle yazdı:
“bu yıl, ulu önder gazi mustafa kemal atatürk’ün 70’inci ölüm yıldönümü. bugüne kadar atatürk ile ilgili yapılmış film ya da belgesellerde, hep kahraman bir lider gösterildi. atatürk yüceleştirilirken, insan yönünü toplum olarak atladık. türk şairi, edebiyatçısı, romancısı da atladı. can dündar’ın ‘mustafa’ filmi işte böyle bir boşluktan çıktı. o yüzden de adı atatürk değil, mustafa oldu. dündar, “mustafa” projesine start verdiğinde filmine sponsor arayışına girdi. turkcell, sponsorluk teklifine olumlu yanıt verdi. can dündar ile turkcell yetkilileri arasında toplantılar yapıldı ve el sıkışıldı. edindiğim bilgilere göre turkcell bu projeye yaklaşık 350 bin euroluk bir destek vermeyi kabul etti. ancak film bittikten sonra ilginç bir gelişme yaşandı. turkcell’in ceo’su süreyya ciliv, filmin bir kopyasını istedi. “sponsoru olduğumuz filmi izlemek istiyoruz. bu konuda yönetimdeki diğer arkadaşlarımızın da görüşünü almak istiyorum” dedi. filmin bir kopyası turkcell’e gönderildi. turkcell üst yönetimi filmi izledi. filmi izlendikten sonra ani bir kararla turkcell filme sponsor olmaktan vazgeçti. can dündar’a sponsorluktan çekilme nedenine dair herhangi bir açıklama yapılmadı. ancak turkcell yönetiminde filmi izledikten sonra ortaya çıkan ve sponsorluktan da geri adım atılmasına neden olan görüş şuydu: “bizim turkcell olarak toplumun her kesiminden müşterimiz var. böyle bir filme sponsor olarak müşterilerimizin bir kısmını karşımıza alma riskini üstlenemeyiz.” insanın inanası gelmiyor ama ne yazık ki turkcell ve mustafa filminin yöneticileri arasında iplerin kopmasına, turkcell yönetiminde ortaya çıkan bu görüş neden oldu. filmin senaristi ve yönetmeni de olan can dündar, turkcell’in son saniye golü ile zor duruma düşmüştü. neyse ki devreye sabancı holding girdi. can dündar ile görüşen güler sabancı, mustafa filmine, holding olarak sponsor olmayı kabul etti. yine edindiğim bilgilere göre sabancı holding’in filme sponsorluk katkısı yaklaşık 300 bin euro civarında olacak.”
ben de filmle ilgili yapılan iki afişi yayınlıyorum. birinde (şu an kullanılan afiş) sabancı holding katkılarıyla ibaresi yer alırken, iptal edilen afişte ise turkcell katkılarıyla ibaresi var. bu afişler de turkcell'in son dakikada sponsorluktan çekildiğini gösterir nitelikte. çekilmenin gerçek nedeni yukarıda yazılanlar ise turkcell "bir kesime kötü görünmemek" adına "çok daha büyük bir kesime çok daha kötü görünecek"...
28 Ekim, 2008
Susmadık Ama Sıra Bize Geldi
ne ki sıra bize de geldi, karardık.
yakında internet ve türkiye'de internet gibi iki farklı olguyla karşılaşacağız gibi...
23 Ekim, 2008
Dikkat Çaycı Çıkabilir
giresun'da bir kahvehane sahibi, bodrum katta bulunan iş yerinden çay götürmek için caddeye çıkan garsonları ile vatandaşların çarpışmaması için iş yeri girişine, ''dikkat çaycı çıkabilir'' yazılı levha astı.esnafa çay servisi yaparken hızlı hareket eden garsonların, merdivenleri kat ettikten sonra aniden caddeye çıktığını ve hemen her gün vatandaşlarla çarpıştıklarını ifade eden pekdemir, şunları söyledi:
''bundan önceki garsonum bir kız arkadaşı vardı. çay servisi yaparken dahi sürekli cep telefonu ile kız arkadaşıyla konuşuyordu. dışarıya yaptığı servislerde, hem kendinin, hem de vatandaşın dikkatsizliği sonucu ortalama günde 10 adet bardağım kırılıyordu. bardaklar gittiği gibi vatandaşın üstü kirleniyordu. bu tabelayı asarak, olası kazaları asgari seviyeye indirmeyi başardım. garsonum sevdiği ile evlendi. sonuç olarak her ikimiz de mutlu olduk.''
kaynak: gazeteport
Terim'in Maaşı
fatih terim'i sevmemem yeni birşey değil.22 Ekim, 2008
Cep Telefonu ve Türkler
meğer cep telefonu yokken bilmeden ne kadar büyük bir boşluktaymışız...21 Ekim, 2008
Yaman Çelişki = Nurgül Yeşilçay

2007 altın portakal film festivali'nde ödül alamayan nurgül yeşilçay: "günlerdir tüm festivali izleyen yeşilçay ödül alamadığını erken öğrenince törene katılmadan kenti terketti sonrasında jüri üyelerini ve yarışma sistemini eleştirdi.".
2008 altın portakal film festivali'nde ödül alan nurgül yeşilçay: "yeşilçay'a ödül kazandığı haberi gün içinde ulaştırıldı ve yeşilçay roma'ya tatile gitmek üzereyken rotasını antalya'ya çevirdi. yeşilçay törende şöyle konuştu: bu ödülü diğer oyuncu arkadaşlarım da almak istiyordu, onların adına da alıyorum ve onları alkışlıyorum."
pöh pöh pöh...
19 Ekim, 2008
Aşk ve Sigara (Romance and Cigarettes)

harikulade müzikler, olağanüstü oyuncular ve aslında basit ve bildik ama zekice ayrıntılarla işlenmiş bir senaryo.
kara komedilerin usta oyuncusu john turturro'nun yönettiği filmin yapımcısı coen biraderler.
işçi sınıfının operasını bulun, izleyin...
filmden sonra bir süre şöyle gezeceksiniz:
everyday i wake up, then i start to break up lonely is a man without love,
everyday i start out, then i cry my heart out, lonely is a man without love.
17 Ekim, 2008
Hıncal Uluç = Yaman Çelişki

hıncal uluç 7 ekim 2008 "bu savaşın komutanı kim" başlıklı yazısında ne demiş:
" aktütün'de verilen 17 şehitte bir pkk başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla… asker kanadından, hatta genelkurmay ikinci başkanı düzeyinde yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.. hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde..
bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık..."
"türk ordusu pkk ile 30 yıldan beri savaşıyor. düşük yoğunluklu savaş.. ama savaş..
peki bu savaşın komutanı kim?.. duydunuz mu böyle bir birlik.. böyle bir komutan.."
"üç ay evvel, fransa'da bir askeri manevra sırasında, erin plastik mermi olması gereken silahında, gerçek mermi çıktı ve oluşan kazada 17 er yaralandı. sadece ya-ra-lan-dı..
sonuç..
fransa genelkurmay başkanı istifa etti. "
"sayın general başbuğ!..
millet sizden bu 17 şehidin ölümünden sorumlu olanları bulmanız ve açıklamanızı bekliyor.
o zaman gelecekte böylesi ihmal ve gafletlerin tekrarlanması ihtimali azalır. o zaman ordu'ya güven sarsılmaz..
türk ordusunun hiçbir kusuru yokken düşmanın, ilan ederek, elini kolunu sallayarak bir karakolumuzu basabileceğini, 17 şehit ve 20 yaralı verdirebileceğini kabullenmek, pkk'ya fena halde itibar sağlar ve türkiye'ye en büyük darbeyi vurur.
psikolojik savaşı yitiririz.
hiçbir asker bir daha o bölgeye inanarak, güvenerek gitmez.. o şehitlerin ana ve babaları bir daha "vatan sağ olsun" demezler."
hıncal uluç bugün yani 17 ekim 2008 "askerler ve de bizim demokratlar" başlıklı yazısında nasıl çark etmiş:
"genelkurmay başkanı ilker başbuğ'un herhangi bir şey açıklamayan ve iddialara da yanıt vermeyen konuşmasını "demokrat" medyamız sert buldu.
org. başbuğ, o sert tonda konuşmak zorundaydı. çünkü bir komutan olarak o davranış içinde olması gerekiyordu. ordu, eleştiri boyutlarını kat kat aşan açık bir yıpratma faaliyetine muhatap olurken, gereğinde ölüme yollayacağı emrindekilere kumanda edebilmek için "komutan" bu tavrı koymalıydı. askeri ve askerliği çok iyi bildiğim için hiç yadırgamadım. hatta açıkça ifade edeyim, beklediğimden yumuşak buldum aslında.
komutanın eleştiriler ve iddialara yanıt olarak bir şey söylememesi de doğaldı."
15 Ekim, 2008
Marx and Spencer
türkiye'de kızlar marx dendiğinde bundan sadece ingiliz "marks & spencer" alışveriş merkezini anlıyor.
çok iyi demiş ama sadece kızlar diyerek biraz eksik bırakmış...
14 Ekim, 2008
Kaldırımın Genişliği
o zamanlar bazı kaldırımlara çıkmak değil tırmanmak sözkonuydu.
ama bu sözü söyleyenler bile bir kaldırımın genişliği hakkında konuşma ihtiyacı duymamışlar.
ne de olsa kaldırımın genişliği bellidir, belli bir standardın altında olamaz diye düşünmüşler.
ama 2008'de izmir bayraklı'da yol düzenlemesinin ardından yapılan kaldırımda, hazırolda bile dururken insanların ayakları kaldırımdan taşıyor!
zaten buralarda insan dediğin nedir ki, yeter ki trafik aksın...
11 Ekim, 2008
Goran'la Balkanlarda Gezinti
anneannem girit, babaannem sofya göçmeni; bense bir gavur izmirliyim.
bu büyük kültür mozaiğinde hepimiz bir yerlere aitiz işte. aslında her kesimin sesi biraz daha gür çıksa daha da güzel olacak herşey ama neyse...
önceki akşam fuar açıkhava tiyatrosu'nda goran bregoviç konserindeydik.
bregoviç ve orkestrası ilk kez izmir'e gelmiş.
müziğin o güçlü sesini, orkestranın o coşkulu vurgusunu, goran'ın gitarını, vokallerin duru seslerini ve bunların toplamının insanda hissettirdiklerini anlatmak için sözcükler yetersiz...
ama herkesin içinin kıpır kıpır olduğunu ve açıkhava tiyatrosunun açıkhava diskosuna dönüştüğünü söylemek kolay.
bense başka bir yerlerdeydim, sofya'dan çıktım, girit'ten geçtim, izmir'e vardım.
bir yanımı orada bıraktım...
10 Ekim, 2008
Erman'a Kırmızı!
eleştiriye eyvallah ama çoğu zaman alay vardır, hakaret vardır, küçük düşürme vardır.
bugüne kadar en çok eleştirdiği hakemlerin başında selçuk dereli gelir. "selçuk dereli, senin annen nereli" demişliği vardır.
işte bu erman toroğlu'yla o selçuk dereli, şöhretler karmasıyla engelliler futbol takımının gösteri maçında karşıya geliyor. toroğlu şöhretler takımında oynuyor, maçı da dereli yönetiyor.
artık erman toroğlu engelli oyunculara nasıl bir hareket yaptıysa böyle bir maçta maçın hakeminden kırmızı kart görmeyi başarıyor.
fotoğraf bana çok güzel geldi. ifadelere dikkatlice bakın. sanırım bu fotoğraf tüm hakemlerin içindeki yağları eritmiştir.
erman kahretsin derken, selçuk sinsice gülümsüyor.
yılların intikamı bir gülümseme olabiliyor bazen...
09 Ekim, 2008
Mustafa
mustafa, can dündar'ın yeni belgesel filmi. 29 ekim'de gösterime girecek.
sadece fragman ve müziklerinin ana temasını gördüm.
ama bana bugüne kadar mustafa kemal'i en iyi betimleyen "şey" izlenimi verdi. "şey"den kastım kitaplar, belgeseller, filmler, anlatılar.
onu hep şablonlarla yükseltirken mustafa kemal'in insani derinliğine inemememiz...
bugüne kadar anladığımızı sandığımız ama hiç anlayamadığımız...
sınıflarımızı, odalarımızı resimleriyle süslediğimiz ama söylediklerinin, düşündüklerinin kimbilir kaçta kaçını gerçekleştirdiğimiz...
en basitinden tekke, zaviye ve türbeleri kapatan büyük adam için anıtkabir yapmamız, onun fikirleri yerine orayı ölümsüzleştirmemiz bile onu ne kadar anladığımızı göstermiyor mu...
işte mustafa kemal'i biraz daha iyi anlamak, insani derinliğine biraz daha inebilmek için iyi bir fırsat gibi mustafa filmi. elbet bir tarafını popüler kültüre yaslamış.
ama ilk malzemeler kalitesini de gösteriyor...
yazan ve yöneten: can dündar
müzikler: goran bregoviç
web sitesine mutlaka göz atın, hiçbir şey etkilemese bile müzikler ruhunuza işleyecek...
www.mustafa.com.tr
08 Ekim, 2008
Memleketimden Haller # 2
halayı şehitler için çekmişler
kilis’te 17 şehidin verildiği gün belediye desteğiyle yaptırdığı sünnet töreniyle tepki toplayan akp milletvekili olayı açıkladı: ‘gençler saldırıyı protesto için halay çekti.’
mecliste cep'ten bağış skandalı
bu yıl içinde 311 milletvekili vakıf ya da derneklere cep telefonundan sms göndererek bağış yaptı. işin ilginç yanı ise vekillerin cep telefonunun faturalarını devletin ödemesi. yani bağışları vekil değil, devlet yapmış.
aktütün'e ben mi gitseydim
aktütün karakolu'na saldırı sonrası antalya'da golf oynadığı için eleştirilen hava kuvvetleri komutanı orgeneral aydoğan babaoğlu kendini böyle savundu.06 Ekim, 2008
Bodrum Mazı'da Doğa ve Güzel İnsanlar
eğer benim gibi diğer tarafta cennete gitme ihtimaliniz garanti değilse, hazır bu taraftayken bodrum mazı köyü inceyalı koyunu mutlaka görün.
inanılmaz bir doğa; güzel insanlar...
arkanızı ormana yaslayıp akvaryum gibi bir denizde yüzüyorsunuz, ağaçların arasında patika yoldan yürüyüşe çıkıyorsunuz...
kendinizi tamamen doğaya teslim edip büyükşehirde bazen unuttuğumuz insan olmanın gerçeklerini tekrar anımsayıp adeta arınıyorsunuz...



sahilde konaklayabileceğiniz 3 tesis var. tavsiyemiz taş pansiyon.
kahvaltınızı yaparken, yemeğinizi yerken adeta ayaklarınızı denize uzatabilirsiniz çünkü deniz hemen önünüzde. köy peynirlerinden oluşan nefis kahvaltısı, çeşit çeşit sebze, salata ve pilavlardan oluşan vejeteryan öğle yemeği ve isterseniz hergün mangalda balık ve türlü deniz ürünlerinden oluşan leziz akşam yemeği. balıktan sıkılırsanız tavuk, köfte, et çeşitleri. sınırsız çay, kahve. dilerseniz dalga sesleri eşliğinde alkol. ve ayşe teyzenin olmazsa olmazı kabak çiçeği dolması...
işte bunlar da bu güzel doğayla adeta bütünleşmiş güzel insanlar. ayşe teyze, bizim sarp'ın dedesi mehmet amca ve abaları, abileri...
radyo yok, televizyon yok, gürültü yok. ha illa teknoloji derseniz kablosuz internet mevcut.
bizden önce italyanların keşfettiği ve yazın tesisi neredeyse kapattığı bu cennete nasıl mı gidilir? bodrum'a giderken milas'ı geçtikten sonra mumcular ayrımından dönüyorsunuz ve yaklaşık 30 km. sonra önce yukarı mazı, sonra aşağı mazı ve en son da sahile taş pansiyon'a ulaşıyorsunuz.
bedenini ve ruhunu arındırmak isteyenlere...
rezervasyon için mehmet taş: 0 533 330 87 63
Burada Öldü # Bayram
bitmeyecek mi???
yüksek teknoloji değil; yüksek politika!
9 günlük bayram tatilince yurt genelinde meydana gelen 200'ü aşkın kazada 150'den fazla kişi yaşamını yitirdi, 700 kişi yaralandı...
bitmeyecek mi???
yüksek hız değil; yüksek dikkat!
bu topraklarda ne zaman mümkün olacak???
05 Ekim, 2008
03 Ekim, 2008
29 Eylül, 2008
"Toplumu Riske Sokan Karakterler"
türk dizilerinden izlediğim yok. herşeyden önce senaryolar çok yavan, çok benzer. hadi diyelim senaryo içinde biraz kırıntı var, onu da en fazla 30 dakikada verebileceğiniz bir dizide tam 2 saat uzatıyorsanız yolunuz açık olsun derim.
en son gördüğüm araştırmalarda türk toplumu günde ortalama 4 saat televizyon izleyerek dünyada birincilik koltuğuna oturmuştu. bu artışı sağlayan etmenlerden en önemlisi de diziler. dizileri hem yukarıda saydığım, hem de saymadığım birçok nedenden dolayı eleştirebiliriz. ama aşağıdaki gibi yazıyorsanız, ben de sizi eleştiririm.
gazeteport'tan alıntıladığım haberi yorumsuz olarak veriyorum.
son dönemlerin popüler yerli dizi karakterleri başbakanlık aile ve sosyal araştırmalar genel müdürlüğü’nü rahatsız etti.
kurumun yayın organı aile ve toplum dergisi’nde yer alan çalışmaya göre, yaprak dökümü’nün ‘ferhunde’si, avrupa yakası’nın ‘makbule’si ‘toplumsal yaşamı riske sokan’ karakterler. devlet bakanı nimet çubukçu’ya bağlı kurumun üç ayda bir çıkan dergisinde yer alan ‘aile kurumuna yönelik güncel riskler’ adlı yazıda, son yıllarda aileye ilişkin yapılan araştırmalar, boşanmalar, evlilik dışı ilişkiler, eşcinsel beraberlikler, çocuk gibi konular indelenerek popüler dizilere ilişkin ilginç tespitlerde bulunuldu. dr. ünal şentürk tarafından kaleme alınan yazıda, “dizilerdeki kahramanların, boşanmış, eşinden ayrı yaşayan, bekâr kalan, sadece çocuklarıyla yaşamını sürdüren, nikahsız yaşayan, sözüm ona kendi başına yeten veya ayakları üzerinde durabilen kişilerden oluşması, izleyici bağlamında arzu edilmeyen davranış modelleri yaratarak toplumsal yaşamı riske sokmaktadır” denildi.
buna göre, eşi hapishanede olan ve patronuyla ilişki yaşayan yaprak dökümü’nün ‘ferhunde’si, kardeşinin sevgilisinin babasından hamile kalan kavak yelleri dizisinin ‘canan’ı, eşi izzet’ten boşanıp, dayısının evini eski flörtü burhan’la paylaşan avrupa yakası’nın ‘makbule’si, aile araştırma genel müdürlüğü için ‘toplumsal yaşamı riske sokan karakterler’den sadece birkaçı.
dr. ünal şentürk, aile ve toplumsal yaşam için risk olarak gördüğü dizi kahramanlarının ‘boşanmaması, mutlaka evli olması’ şart. yazıda, bu durum şöyle anlatılıyor: “günümüzde izlenme rekorları kırarak oldukça popülerleşen dizilerin büyük bölümünde boşanma, yalnız yaşam, ‘sivil evlilik’ diye tanıtılan nikahsız birliktelikler olağan bir durum gibi gösterilmekte ve durumların diğer yönleri dikkate alınmamaktadır. bu ise aile kurumuna yönelik olumsuz sonuçlarıyla beliren risk oluşumları normalleştirmektedir. halkın beğenisine ve ilgisine sunulan yayınların, toplumun değerleri, kabulleri ve beklentileriyle örtüşmesi oldukça fonksiyonel olmaktadır.
beklenti, tektip bir toplum yaratmaksa böyle yazarsınız. gerçekçi bakabilirseniz aslında o toplumun sizin kafanızda düşündüğünüzden çok daha farklı, çok daha dinamik olduğunu; aşkları, entrikaları sevdiğini en azından merak ettiğini, dizi yapımcılarının da konu kıtlığından ve diziyi uzatma kaygısından herkesi birbirine bağladığını kolaylıkla anlarsınız...
27 Eylül, 2008
Yeni Sigara Paketleri
ingiltere'de sigara paketleri üzerindeki "sigara öldürür" veya "size ve çevrenizdekilere zarar verir" şeklindeki uyarılara rağmen sigara içmeye devam eden tiryakileri sigaranın zararları konusunda daha çarpıcı şekilde uyarabilmek için ekimden itibaren paketlerin üzerinde kanser olmuş akciğer veya çürük diş resimleri olacak. bu tür resimler, sigara paketlerinde
gelecek yılın ekiminde zorunlu hale getirilecek.
sigara içme oranı az gelişmiş ülkelerde daha yüksek. türkiye, iyi bir pazar. sigara tekellerinin ingiltere'ye gücü yetmese de türkiye'de böyle bir paket görebilecek miyiz bilmiyorum.
yalnız şunu da söylemeliyim. ayda yılda bir sigara içen birisi olarak, sigaraya savaş için şimdiye kadar yapılan kampanyaların bende sigara içme isteğini tetiklediğini biliyorum. kaldı ki, daha çok içenlere sanırım daha da komik geliyordur kampanyalar ve komik ya da aşağılayıcı bakış açısı. bu resim meselesi oldukça tiksindirici ama bu sefer de şöyle düşünüyor insan: hayatta sigaradan çok daha beter şeyler var ve sigaraya fazla haksızlık yapılıyor gibi.
son bir not: kapalı mekanda sigara içme yasağını üniversitede bile takan yok. kendi odasında zaten kimse takmıyor, koridorda içen var ama toplantılarda bile içildiğini gördüm.
Tatile Mi Ölüme Mi
türkiye, savaşlarda kaybettiği insanlardan fazlasını trafik kazalarında kaybetti.
en çok da 9 günlük bayram tatillerinde.
maalesef tatilin ilk günüyle beraber kötü haberler gelmeye başladı.
keşke bilanço, o duyduğumuz ölü ve yaralı sayılarından ibaret olsaydı;
yüzlerce eve ateş düşecek bu bayramda da...
2 Dede
26 Eylül, 2008
Bush'un Farklı Yüzü

dünyaca ünlü isimlerin portrelerini resimleyen, kimi zaman da çeşitli fotoğraflardan oluşturduğu portrelerle çalışmalar yapan ingiliz sanatçı jonathan yeo, 2004 yılında abd başkanı george w. bush'un portresini yapmaya karar vermiş.
ancak portreyi farklı bir açıdan ele alan sanatçı, pornografik dergilerden topladığı fotoğraflarla kolaj çalışması yaparak abd başkanı'nın yüzünü oluşturmuş.
portreye dikkatle bakınca bush'un yüzü üzerinde onlarca çıplak beden fark edilebiliyor. kulakla ilgili kopya verip vermemekte kararsızım...


























