31 Ağustos, 2008

Midye Dolma - Bira Oranı


balıkseverlere müjde, yasak bitti, yarından itibaren balık bolluğu yaşanacak.
biz damak zevklerine midye dolmayla devam edelim.

midye dolma aslında bir rum mezesi daha doğrusu eski istanbul'daki ermeniler'in icadı. sonrasında güney doğudan göç eden süryaniler öğrenmiş bu muhteşem lezzetin yapımını. ermeniler midye dolmanın pilavını daha sulu ve üzümlü yaparlar kimileri üzümü o kadar çok koyar ki tatlı gibi olur, baharatı çok değildir, süryaniler ise pilavını daha kuru ve bol baharatlı yaparlar. yıllar sonra güney doğudan istanbul'a göç başladığında mardin'den bir çok aile göçmüştür ve işsiz kalmışlardır. yardımlarına yine eski dostları süryani'ler yetişmiştir ve onlara günümüze kadar gelecek bir lezzeti midye dolmayı nasıl yapmaları gerektiğini öğretmişlerdir bu aşamadan sonra bu lezzet harikasının kaderi değişmiştir. o zamana kadar çok bilinmeyen midye dolma artık pek çok yerde satılır olmuş çok da sevilmişti. mardinliler'in yaptıkları dolmanın pilavı tam kıvamında bol karabiberli ve enfes tarçın lezzeti ise tam yerindeydi ayrıca pilava demlenme aşamasında sumak koyuyorlar ve çok hoş bir mayhoşluk veriyordu dolmaya, midyeler ise özel olarak alınıyordu ve daha çok beyaz ve etli olanları tercih ediliyordu ve en önemlisi temizdi.

şimdi her köşe başında çoğu mardinli satıcıların seyyar tezgahlarında ne kadar sağlıklı olduğunu bilmediğimiz midye dolmalar her zaman ne kadar da davetkar.

yine de karşıyaka iskele karşısı postane sokağı girişinde bulunan mardinli ahmet ile yazın çeşme'de kışınsa göztepe parkı'nda bulunan şakir usta izmir'de en güzel midyelerin yeneceği yerler. istanbul'daysanız balık pazarına gitmeniz yeterli...

siz iyisi mi mümkünse bu ustalardan, değilse güvenebileceğiniz bir yerden midye dolmalarınızı alın, yanına benden soğuk bir bira açın...

30 Ağustos, 2008

Görülen Lüzum Üzerine

yıl 1995. ben izmir kanal 1 tv'de muhabir olarak çalışırken, erhan önel de aynı gruba ait fm izmir 101 radyosu'ndaydı. fazla bir muhabbetim yoktu ancak sevimli-heyecanlı ayrıca boyu da 2 metreye yakın bir arkadaş olarak anımsarım.

gün geçti, geçenlerde televizyonda gördüm kendisini. bir açılışta chp genel sekreter yardımcısı mehmet sevigen'le tartışmış ve iddiaya göre önce küfürlere maruz kalmış sonra da darpa uğramıştı.
ama sanırım darp darbesinden çok, haksızca dayak yemesi onu o kadar duygusallaştırdı ki önce hıçkırarak ağlamaya başlamış sonra da fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştı.
yedirememişti bu muameleyi kendisine...
hani istese o cüssesiyle sevigen falan kalmazdı ya orada.

biraz önce haberlerde izledim. chp'li izmir büyükşehir belediyesi erhan önel'in işine son vermiş. hem küfür hem dayak yiyeceksin, hastanelik olacaksın, hem de biraz gurur sahibi olup buna isyan ettiğin için işinden olacaksın.
şöyle açıklamış belediye işe son verme gerekçesini:

görülen lüzum üzerine...

ha nedense aklıma geldi: aynı büyükşehir belediyesi "görülen lüzum üzerine" yüksek arsenik değerlerine sahip suyu izmir çeşmelerinden akıtmaya başlamış. utancından da tam 4 ay su faturası göndermeyecekmiş.
hadi biz evimizde bu suyu içmiyoruz, çayda yemekte kullanmıyoruz. peki ya dışarıda yediğimiz yemeklerde, içtiğimiz çaylarda, haftaya açılacak okul çeşmelerinde, hastanelerde, camilerde, sokak çeşmelerinde, sebillerde, yoksul vatandaşların evlerinde, orada, burada hangi su içilecek ya da kullanılacak?
değil pet şişe su almak, su faturası gelmesin diye camiden su taşıyan insanlar yaşıyor bu ülkede, bu şehirde!!!

tekrar olacak ama: neredesin be priştina, izmir gidiyor değil, gitmiş çoktan...

Memleketimden Haller # 1

bugünkü haberler hiç içaçıcı değil...

- soğan kavgası kalaşnikoflu çatışmaya dönüştü: 2 ölü, 3 yaralı
- aker uğurlayan gençlerin otomobili iett ototbüsüne çarptı: 3 ölü, 3 yaralı
- şırnak'ta çatışma: 2 şehit
- korkunç havai fişek kazası: çoğu çocuk 12 yaralı
- (pek yer verilmese de) izmir'de patlayan bombada yaralanan er yaşamını yitirdi
- konya'da mevlit yemeğinden 40 kişi zehirlendi
- kaldırımda kamyonun çarptığı yaya hayatını kaybetti

Ümit Özat

bu akşam bundesliga'da oynanan maçta ölümden dönmüş eski fenerbahçe kaptanı.
şu anda köln formasını giyen özat, maç esnasında kimi kaynaklara göre kalp krizi geçirmesi, kimi kaynaklara göre de dilinin arkaya kaçıp nefes borusunu tıkaması nedeniyle ölümün eşiğine gelmiş. nefessiz kaldığı, tansiyonun sıfıra düştüğü; yapılan acil müdahalelerle yaşama döndüğü belirtiliyor. biz de geçmiş olsun diyoruz.

ancak dikkat çekmek istediğimiz bir nokta var. galatasaray klubü resmi sitesi ümit özat'a geçmiş olsun dileklerini hemen yayınlarken, olayın üzerinden saatler geçmiş olmasına karşın fenerbahçe sitesinde ölümden dönen eski kaptanına ilişkin bir haber ya da bir geçmiş olsun mesajı yayınlanmamış.

ilginç ve ne yazık!
belki tepkiler yüzünden yarın mecburen koyarlar bir mesaj.

ekşi sözlük'te bir fenerbahçe taraftarından alıntı: “fenerbahce.org'da hala bir haber olmaması gerçekten skandal. ezeli ebedi rakibimiz anlık bir refleksle geçmiş olsun dileklerini iletirken, bizim web sitemiz eminim fanatik, fotomaç okuyordur. diyecek hiçbir şeyim yok. fenerbahce.org'a da bir e-mail yolladım. 25 yaşındayım, 25 senelik fenerbahçeli'yim; ilk defa fenerli'yim demekten utandım.”

29 Ağustos, 2008

Youtube Açıldı


youtube yeni bir yasağa kadar nihayet açıldı, adli tatil sürüyor :)

28 Ağustos, 2008

Başka Bir Fuar Mümkündü



izmir fuarı'nı nasıl bilirsiniz?
kalabalık? çekilmez? keşmekeş? panayır?
ya da:
kent kültürü? izmir'in simgesi? nostalji? tam 77 yıl?

peki eski isimlerini bilir misiniz fuarın:
arsıulusal izmir fuarı, beynelmilel izmir fuarı, izmir enternasyonel fuarı, uluslararası izmir fuarı...

aslında hiçbir şey çocukluğumuzda bugünden güzel değildi. belki sadece çocukça yaşamak güzeldi herşeyi. çocukluğa duyulan özlemle daha güzel gibi gelir herşey.

ya da?

herşey geliştikçe herşey bozuluyor mu...

ben nasıl bilirim fuarı?
anneanneli, dedeli, teyzeli, bol kuzenli.
börekli, sarmalı, köfteli, semaver çaylı.
ışıklarıyla müzikleriyle kaskatlı havuzda su danslı.
hiçbir zaman binemediğim radar ve korku tünelli lünaparklı.
ve sscb pavyonlu.

77 yıl önce başlamış izmir fuarı.
elalem boğaların önünde koşmayı, yamaçta çimden yuvarlanma, domates atma yarışmalarını marka yaparken, fuar yıllar gittikçe bize benzemiş. yerel panayır olmuş.
kalabalık, gürültü, keşmekeş...


ne eski gazinolar kalmış, ne pavyonlar... abd ve sscb pavyonları varken böyle miydi, ya doğu bloku ülkeleri... daha önce hiç görmediğimiz şeyler belki 1 yıl öncesinden orada sergilenirdi.
şimdi varsa yoksa güzel bacakların dolaştığı otomobil standları.

başka bir fuar mümkündü.
ama fuar bize benzedikçe gerçek izmirli o kadar kaçtı ki geriye bugünkü fuar kaldı.
ya da ben manyaklaştım...

yine de şunu unutmayalım, o alan fuar olarak ayrılmasa şimdiye ne gökdelenler yükselirdi.
bir de şu var. 10-15 günlük izmir fuarı dışındaki yılın geri kalan bölümünde kültürpark neden bir hyde park olmaz... tartan pisti, 3-5 sektörel fuar, 2 konser ve 2 sinema mıdır kültürpark 350 gün boyunca...

biz yine eskiye dönelim. son anda aklıma geldi. internet filan yoktu o zaman. gece fuardan çıkarken satılan erken baskı ertesi gün gazetelerini almayı ne çok isterdim.
şöyle satılırdı:
yarının gazetesi, bugünden yarının gazetesi!

abimler de bir yıl iş makineleri standında diğer yıl gülüm süt standında çalışırdı. ne lezzetliydi gülüm süt.
bir de izmir'de fuar zamanı fuardan geçen tüm belediye otobüslerinin üstünde ayrıca kocaman fuar tabelası asılırdı. ne kadar önemliydi fuar. ama gece dönüşte o otobüslere binmek de ne zordu.



dönme dolap halen dönüyor işte;
dünden bugüne, bugünden yarına...

Kordon'da Güneşlenmek


istanbul en güzel kent diye yazmıştık ama izmir de yaşaması en güzel kent diyerek izmir milliyetçiliği yapmaya devam edelim...

fotoğraf kordon'dan. yani plaj falan değil, bildiğimiz izmir kordonboyu. almanya'dan türkiye'ye gelen gurbetçi aile, güneşlenme özlemini bikinileriyle kordon'da gidermek istemiş ve rahatsız edilmeden bunu yapabilmişler.
deniz kenarı hariç; değil yapmak sanırım bunu türkiye'de başka yerde düşünmeniz güçtür.

izmirliler'in az zaman önce bu kordon'a 6 şeritli oy yapmak isteyenlere inat, orada kah güneşin batışını izleyebildiği kah güneşlendiği bir kordonu yeniden yaratabilmesi...
o viyadükler de tüm çirkinliğiyle kenarda duruyor, durmalı;
ki unutmayalım birileri kordonboyunu, kordonotoyolu yapacaktı.

gavuruz ya,
iyi ki...

edit: neredesin be priştina, izmir seninle çok daha güzel olacaktı...

25 Ağustos, 2008

Biz Çevrecinin Daniskasıyız


söz başbakan tayyip erdoğan'a ait.
ama ben başbakan'ın çevrecilikle ilgili söylediği bu iki sözü neredeyse tüm ülke olarak üzerimize alıyorum...




biz çevrecinin daniskasıyız...
biz boş gezen çevreci değiliz...


resimler:
1- karadeniz otoyolu
2- kaz dağları altın arama çalışması
3- ikizdere'de santral yapılacak yerlerden sadece biri...

Sokaktan Gelen Ses: Gevrekçi, Taze Simit Gevrek Yeah

ekşisözlükte bir başlıkta görmüştüm, sabah gevrekçilerin "gevrekçiieeee" bağırışını "taze simit, gevrek yeah" olarak tanımlamışlardı, hoştu.
aslında sokaktan gelen bağırışların en masumu bu.

haftasonu evdeyseniz, sabah saat 6'larda temizlik görevlilerinin çöp koyteynırlarını adeta yere fırlatarak bırakmasıyla bir uyanırsınız. hadi o saatlerde tekrar uyumak kolaydır diyelim ancak bunu becerebildiyseniz en geç saat 10'da mikrofondan gelen "keeeerpuuuuuuz" sesiyle uyanmanız kesindir.

karpuzcuyu dometesçi yine mikrofonla takip eder."eskicieeee" sesleri yine gevrekçi gibi masum olanlardandır. en azından mikrofon yok.

inançlara saygımız sonsuz ama sesi iyi olmayan bir imamın görev yaptığı caminin yanında oturuyorsanız o zaman yine mikrofondan çokça detoneli ezanlar dinlemek zorundasınız demektir. halbuki, herkesin artık alarmlı cep telefonları, çok özellikli saatlere sahip olduğu bu zamanda yalın bir ezan sesi dinginliğine sarsa hepimizi daha iyi olmaz mı...

diyelim cadde üzerinde oturuyorsunuz, o zaman trafik polislerinin mikrofonla "35ae3535, lütfen aracınızı alın" uyarıları size tanıdık gelecektir.

arkasından bir konvoy. düğün ya da sünnet var ve cümle alem görmeli, herkes yüklensin kornalara.

zaten ben türkiye'deki modernlik ve insana saygı yaklaşımını buradan kurmaya karar verdim.
ne zaman ki düğün ve asker konvoyları herkesi rahatsız etmeden, kornalara asılmadan yoluna devam edecek ya da en azından bunun uygulanır bir cezai yaptırımı olacak, o zaman ben daha iyi bir ülkede yaşadığımızdan emin olacağım.

tüm bunları geçtik ki hepsinden daha vahimi var:

evinizde hastanız ya da küçük bir bebeğiniz olabilir, akşam zorlukla uyutmuş olabilirsiniz. ya da ajitasyon yapmayalım, siz evde kafa dinlemek istiyorsunuz belki film izlemek istiyorsunuz. ama o da ne; mahalle arasında kına gecesi var. yalnızca yüksek sesten söz etmiyorum, gerçekten dayanılmaz bir şey bu. bakın bizim mahalledekileri, ben gece 11'den sonra 155'e ihbar ediyorum. memurlar bazen bir yoklayıp uyarıyor, bazen bitiriyor. bizim oralarda böyle bir işe girişeceklerin bilgisi olsun. bir memur, eğer gündüz saatlerinde hazırlık yapılırken (diyelim sandalyeler dizlirken) ararsanız, biz o düğünü yaptırmayız demişti ama şimdilik o kadarına benim bile vicdanım yetmedi.

gürültü kirliliği, türkiye'nin hiç üzerinde durmadığı bir olgu. ama üzerimizdeki streste, tez canlılığımızda, çabuk ama yanlış kararlar vermemizde o kadar ciddi etkileri var ki...

maalesef bu coğrafyada gürültülü yaşamdan kaçış yok.nereye giderseniz gidin en beklenmendik anda yakalar sizi yakında başlayacak olan ramazanda güm güm davullar;
gerçi bu da masum diğerlerinden, evet...

22 Ağustos, 2008

Bomba İzmir'de Patlarsa Manşet Olmaz

maalesef dün izmir'de büyük bir bombalı saldırı gerçekleştirildi.
polis ve askerlerin servis araçlarının geçişi sırasında meydana gelen patlamada 3'ü ağır 18 kişi yaralandı.
patlamanın şiddeti o kadar büyüktü ki, bombanın yerleştirildiği aracın önündeki bina kullanılamaz hale geldi.
bugün medyanın "büyüklerine" göz attığımızda bu saldırının manşet olmadığını görmekteyiz.
hürriyet "hastanede büyük bir aşk hikayesi", milliyet "internette kara tablo", sabah ise "kaderden kaçış yok" haberlerini manşete taşırken; izmir'deki bombalı saldırıya daha altlarda yer vermeyi tercih etmişler.
medyada bilinen bir deyimdir;
"istanbul'a kar yağmadan, türkiye'ye kar yağmaz" diye.
aynen öyle olmuş yine...

Olimpik Mezarlık

haber dünden internet sitelerine düşmüştü, bugün de gazetelerde görebileceksiniz.
devlet; 77 yaşındaki roma olimpiyatı şampiyonu müzahir sille, dünya şampiyonu yaşar yılmaz ve defalarca dünya ikinciliği kazanmış dursun ali erbaş'a mezarlık hediye etti.
şampiyonları yaşarken öldürmek diye buna denir herhalde.
ha şampiyon güreşçilerin 303 liralık da emekli maaşları var.
tam da phelps gibi, bolt gibi mucize adamların katkısıyla türkiye'de olimpik ruhu biraz olsun yayma şansı yakalanmışken, olimpiyatların gündeme gelme şekline bakın.
devlet, olimpiyat şampiyonlarına yaşarken mezar verir hem taşıyla, ismi yazılmış hazır...
medya, pekin'deki ilk altın madalyamızı küçücük bir yerlere sıkıştırır, yalandan transfer haberleri en baştadır çünkü. türk medyasına bakarsanız tüm dünyanın gözünü diktiği olimpiyatların yapıldığından bile haberdar olmayabilirsiniz.
sonra da neden dünya çapında bir atletimiz yok, neden bir tenisçimiz yok, neden bir yüzücümüz yok diye düşünür dururuz.
zaten biz yarışmayı değil, kazanmayı severiz...

20 Ağustos, 2008

Yollar, Kaldırımlar


yerel seçimler yaklaştığına göre yol ve kaldırım düzeltme sezonu da açılmış oldu.
gerçi ülkemizde ciddi bir sektördür ve sezon hiçbir zaman bitmez ancak şu an en düzgün kaldırımlar, en yeni yapılan yollar bile yerle bir edilip tekrar döşeniyor.
daha birkaç ay önce doğal gaz alt yapısı nedeniyle tüm ara sokakları kazılıp yeniden asfaltlanan bornova'da şimdi de ara yollarda parke taş çalışması var. karşıyaka çarşısı bilmem kaç bininci kez yeniden yapılmış dün gördüm.
sizin oralara gelmediyse de yakında gelir.

birkaç yıl önce izlemiştim, pakistan'la hızlandırılmış bir film. aynı cadde, farklı çalışmalar nedeniyle sürekli yıkılıp tekrar yapılıyordu, ne kadar da bize benziyordu...

bizde de böyledir işte: telekom ayrı kazar, izsu ayrı kazar, doğalgaz ayrı kazar, tedaş ayrı kazar.
bunlar yetmezmiş gibi belediye canı sıkılınca kazar yeniden yapar.
seçim yaklaşınca da bir daha kazar bir daha yapar...
pardon kazdırır, yaptırır, kazandırır...

Sarpito

babalar eksik gösterse de çok sever,
(olur da bir gün) dönmesen de bunu bil oğlum,
ah oğlum...

murathan mungan

Bir Süreyya Ayhan Vardı


maalesef ama gerçek bu galiba...

19 Ağustos, 2008

Hülya Avşar Buyurmuş

son günlerde hülya avşar'ı medyada eskisi kadar görebiliyor musunuz. ben göremiyorum. aslında böylesi daha da güzel, bizim açımızdan hiçbir eksiklik yok hayatımızda.

hatırlarsınız, geçtiğimiz yıllarda reuters, paris hilton'la ilgili bir hafta haber geçmeme kararı almıştı deneme amacıyla, kimsenin de ruhu duymamıştı.
artık hülya avşar'ın gösterecek pek bir yeri kalmamış olmalı, yaş malum. aşk polemikleri falan da bir yere kadar, tanju çolak'tan bu yana yıllar geçti.
e peki hanımefendi nasıl gündeme gelecek? yakında ramazan yaklaştığına göre dini içerikli bir polemik başlatmak fena da olmayabilir:

yazısında bir çocuğun ağzından;
"hayvan kesilerek bayram yapan bir dini aklım almıyor" dedirtiyor (kendi ağzından da direk söylemiyor, kısaca yemiyor, çok tepki gelirse ben demedim diyebilir) ve kendisinin de bayramlarda artık kurban kesmek yerine daha hayırlı işler yaptığını söylüyor.

ha basınımız, "hayvan kesilerek bayram yapan bir dini aklım almıyor" cümlesine atlamış ve avşar'a ait olarak göstermiş.
burayı geçelim zaten avşar'ın istediği de bu, yani manşete çıkmak.
efendim hadi diyelim hülya avşar 2 şarkı söyledi, 2 film çekti bugüne kadar, peki kaya bey ne yaptı da bu kadar hayatımıza girdi ya da çocuklarını falan neden bu kadar tanıyoruz.
ne bileyim hakan şükür'ün babasından bana ne aslında ama hepimiz adıyla falan biliyoruz.
ya da mankenlerden ve sürekli değiştirdikleri sevgililerinden bize ne...

maalesef bir gerçek olarak insanlar ünlülerin hayatlarına meraklı ve bu merakı bir noktaya kadar anlamak da mümkün. ancak medyanın abartısı olmasa, bu balonlar bu kadar şişmese bu toplum ne kaybedecek?

işte gerçek ortada; asıl ünlüler medyaya bağımlı. gündemden düşmeye başlayınca mutlaka birşeyler yapmaları gerekiyor ama hangi anlamda???

kurban mıydı, ramazan mı yaklaşıyordu? çocukluğumuzun naif sorusuyla şekersiz sakız oruç bozar mıydı? bizim din öğretmenimize göre yutmazsanız bozmadı.
hülyalı, zekeriya beyazlı günlere buruk bir merhaba...

17 Ağustos, 2008

Yok Artık Michael Phelps



yıl 1972, yer münih olimpiyatları. alman yahudisi bir aileden gelen amerikalı yüzücü mark spitz, kendisine efsane yüzücü ünvanını kazandıran bu olimpiyatta tam 7 dalda 7 altın madalyayı, 7 dünya rekoru kırarak kazanmıştı. tarihe geçen mark spitz, son madalyasını aldıktan birkaç saat sonra olimpiyat köyünde yahudi sporcuların öldürülmesiyle sarsılmış ve amerika'ya kaçmıştır. insanoğlunun sınırlarını zorladığı ve kıyasıya rekabetin yaşandığı bugünlerde artık bu rekorun kırılması imkansız gibiydi. yine de 2004 atina olimpiyatları'nda 5 altın 2 bronz madalya kazanan michael phelps, pekin'de bu kez 8'de 8 yapma amacında olsa da bunu yapabileceğine kendisinden başka çok az kişi inanıyordu. zira spitz bu konuyla ilgili şöyle demişti:



muhabir: phelps 7 altın alırsa ne olur?
spitz: ay'daki ikinci insan olur.
muhabir: peki ya 8 altın alırsa?
spitz: o zaman mars'taki ilk insan olur.

spitz'e göre mars'taki ilk insan oldu, bana göre "yok artık le'bron james", "yok artık michael phelps" oldu ama ayrıntılarını biraz aşağıda bulabileceğiniz 8 dalda 8 altın madalyayı, 7 dünya ve 1 olimpiyat rekoruyla almayı başardı phelps.


birkaç not:
son 7 yılda havuza girmediği gün sayısı sadece 5 gün. antremanlarında kilometrelerce yüzüyor.

yarışmalar boyunca günde 12 bin kaloriyi aldığı şu beslenme programını uyguluyor: her öğün 4 bin kalori alan phelps, güne, peynir, marul, domates, kızarmış soğan ve mayonezle dolu üç adet yağda pişmiş yumurtalı ekmek, 2 büyük fincan kahve, 5 yumurtalı omlet, bir tabak tahıl gevreği, pudra şekerli 3 dilim yumurtalı ekmek ve 3 adet çikolatalı krepten oluşan "şampiyonlar kahvaltısıyla" başlıyor.
phelps öğle yemeğinde, yaklaşık yarım kilo makarnayı gövdeye indirirken üstüne beyaz ekmekten hazırlanmış iki büyük domuz etli ve peynirli mayonezli sandviç ve bin kalorilik enerji içeceği tüketiyor.
amerikalı yüzücü akşam yemeğinde de yine karbonhidrat yüklemesi yaparak yarım kiloya yakın makarna ve bir büyük pizza yiyor, yanında da bin kalorilik bir başka enerji içeceği içiyor.


1.93 boya sahip, bacakları kısa, gövdesi uzun insan: 1.80'lik bir insanın bacak boyuna sahipken, gövdesi 2.05'lik bir insanınki kadar uzun. kol açıklığı 2.10 metre.

olimpiyat tarihinde bireysel olarak en çok altın madalya alan (9), olimpiyatlarda en çok altın madalya kazanan (14), en çok dünya rekoru kıran (29) sporcu ünvanlarını eline geçirdi.

son madalyasını aldığı akşam abd'de kendisini 66 milyon kişinin tv'den izlediği tespit edilmiş.

ve son olarak: biz de tarihe geçen bu 8 altın madalyaya tanıklık etme zevkini yaşadık. ancak bu 8 altın madalyanın en mucizevisi (kimilerine göre en tartışmalısı) 100 metre kelebekte sırp rakibi cavic'i sadece 1 saliseyle geçtiği yarıştı. alttaki resimde cavic'in finişe dokunmasına santimler kala phelps'in son kulaçı attığı görülmekte.

not: yarışı soldaki yüzücü phelps kazandı...

17 Ağustos 99

bir gün eşimin saati arıza yapınca tamirciye vermiştik. almaya gittiğimizde düzeldiğinden tam da emin değildim, şöyle bir diyalog geçti saat tamircisiyle aramızda:

- tekrar bozulur mu yakında?
- tekrar bozulana kadar bozulmaz...


o saatin tekrar bozulacağı kesindi. tıpkı türkiye'de tekrar büyük bir deprem olacağı gibi.
ama biz 17 ağustos'u çoktan unuttuk, ta ki tekrar deprem oluncaya kadar...

Tatlı Maya - Bal - Kaymak Oranı

eskiden süt, sütçüden alınırdı. uzun uzun kaynatıldıktan taşmaya an kala ocaktan alınır, soğumaya bırakılırdı. sonra artık o gün evde kimin canı çekiyorsa süt dolu tencerenin üzerini boydan boya kaplayan kaymağı alır afiyetle yerdi. balla da ne güzel giderdi.

şimdi ise bulabilirseniz mandradan, bulamazsanız marketten kaymak alınır. yine bulabiliyorsanız doğalı olmadı yine marketten en iyi bal alınır.
bunlar süper bir ikili oluşturur ama dahası var.

dahası için izmir'de olmanız gerekiyor. çünkü tatlı maya ekmeği buraya özgü. nohut mayasıyla yapılan bu ekmeğin lezzeti bambaşkadır.

tatlı maya ekmeğinin üzerine çok ince tereyağ, onun üstüne kalınca kaymak sürün ve en üste balı eklemeyi unutmayın.

bu lezzeti unutamayacaksınız ancak bu enerjiyle neler yapacağınız artık size kalmış...

15 Ağustos, 2008

Michael Phelps


bu sabaha karşı 6. altın madalyasını da 6. dünya rekorunu kırarak aldı.
pekin'de dünya rekoruyla aldığı altın madalyaları:

400 metre karışık
4 x 100 metre serbest
200 metre serbest
200 metre kelebek
4 x 200 metre serbest
200 metre karışık.
geriye kaldı 100 metre kelebek ve 4 x 100 karışık.

8 altını, 8 dünya rekoruyla tamamlasın ben de blogu kapatıyorum, biz de insanız kardeşim, bu kadar küçük düşürülmez ki...

edit: saniyenin yüzde 1'i farkla 100 metre kelebekte de altını aldı ama bu kez dünya değil olimpiyat rekoru kırarak. blog da kurtulmuş oldu. geriye kalan 4 x 100 karışıkta phelps'li amerikan takımı çok favori...

Bir Zamanlar Şirinler Vardı

çocukluğumuzun en unutulmayan çizgi filmlerinden biridir şirinler.
şirin baba, şirine, geveze, uykucu, huysuz, tembel ve kötülerin kötüsü gargamel.

önceleri komunist bir toplumun nasıl çalıştığını göstererek komunizm propagandası yaptığı iddia edildi. ne de olsa şirin babanın şapkası kırmızıydı ve karl marx'a da ne çok benziyordu. maddiyat yoktu, eşitlik vardı. bu bakışa göre gargamel amerika, kedisi azman da onun sömürgesi ülkelerden biriydi. hatta bir dönem amerika'da yasaklandı.
bugünse durum çok farklı.
bir baktık ki dünün komunist şirinleri, bugünün yeşil tandanslı televizyonlarında pek farklı olmuş.
durum alman deutche welle televizyonu'nun bile oralardan dikkatini çekmiş ve haberi yayınlanmış.
peki neler değişmiş şirinler'de?
önce müziği "la ilahe ilallah muhammeden resullallah" olarak dinselleştirilmiş.
şirin baba cuma namazına gitmeye, oruç tutmaya, allah razı olsun gibi replikler kullanmaya başlamış.
şöyle konuşuyormuş artık:

- şirin çileği yer misin şirin baba?
- hayır namahrem şirin niyetliyim.

belli ideolojilere sahip televizyon kanallarının, çizgi filmler üzerinden çocuklara ulaşmaya çalışmaları, küçük beyinlere görüşlerini tatlı tatlı enjekte etmeleri yeni değil elbet. oldukça da etkili bir yöntem.

tamam biz büyüdük, dünya değişti.
ama bırakın çocukların çizgi filmlerini de herşeye alet etmeyin.
ya da yapabiliyorsanız kendi çizgi filminizi yapın,
şirinler komünü, şirinler cemaati olmasın, olmuyor...

bu arada meraklısına not: şirinler'in 50.yıldönümü olan 2008 yılı için üç boyutlu çizgi filmi hazırlanıyor.
bakalım teknoloji de bizim naif şirinler'i bozacak mı...

14 Ağustos, 2008

Savaşta Gazetecilik

güney osetya’nın başkenti tshinvali’nin 2 km. kadar içine giren türk basın aracına, osetya askerlerinin ateş açması sonucu savaşın orta yerinde saldırıya uğrayan 4 türk gazeteci sağ salim yurda dönebildi.

hiçbir haber yaşamdan daha önemli değil ancak savaşta gazetecilik çok, çok, çok zor... istenmese de savaşta haber hayatın önüne geçebiliyor. bazen gazetecilik dürtüleri, nefes aldığınızı-yaşadığınızı unutturup sizi tehlikeye-ölüme çekiyor, bazen de en güvenli sandığınız yerde ateş altında kalıyorsunuz. sanırım yaralanan türk gazeteciler daha iyisini yapmak için savaş ortasında riski göze aldılar.

bakın, dönüşteki muayene sonuçları: "alman hastanesi'nde yapılan muayenede kameraman güray ervin'in sol omzunda derin bir kurşun yarası bulunduğu, muhabir levent öztürk'ün de sol gözünün üzerindeki kurşun sıyrığının derin olduğu ve her iki gazetecinin yaralarının enfeksiyon kaptığı tespit edildi. tedavilerine başlanan ervin ve öztürk'ün hayati tehlikelerinin olmadığı, ancak yaşadıkları olayın travmasından çıkamadıkları belirtildi."

gazeteciler yaşadıklarını anlatıyor:

güray ervin (kanaltürk) : "4 kontrol noktasından geçtik. hiç bir noktada durdurulmadık. hiç bir şekilde kontrolümüz yapılmadı. tshinvali'ye yaklaştığımız esnada aracın ön cephesinden tek el patlama sesi geldi. o sırada aracı ben kullanıyordum. yanımda oturan levent'in başından yaralandığını gördüm. ilk şoku atlatır atlatmaz araç içinde kendimizi korumaya çalıştık. bu sırada levent aşırı kan kaybetmeye başladı. akabinde hiç aralıksız en az 4-5 dakika boyunca 10-15 asker tarafından aracımız tarandı. biz ilk şoku atlatır atlatmaz bulunduğumuz noktadan aracı geriye çekmeye çalıştım. bu sırada aracımız bozulduğu için ilerleyemedik. bu arada kurşun yağmuru devam ediyordu. ölüyormuşuz gibi hissettik. arabanın elek gibi olduğuna emindik. sağanak bir yağmurun altında gibiydik. sanki hiç durmayacak gibiydi. bir süre sonra durdu. levent de başından kan kaybetmeye devam ediyordu. ben ve hilmi bu arada araç içinden ingilizce olarak 'gazeteciyiz' diye bağırmaya başladık. üzerimizdeki tişört ve gömleği çıkarıp camdan salladık. 4-5 dakika sonra ateş açılan noktadan bize doğru askerlerin nişan almış vaziyette geldiklerini gördük. bizi araçtan indirdiler. bir ambülans çağırarak tshinvali'deki en yakın hastaneye gönderdiler."

hilmi hacaloğlu (ntv) : "saldırı gerçekleşti. hepimiz paniğiz. levent'in kafa patlamış. ben orada levent öldü diye düşündüm. hakikaten abartmıyorum. fakat levent, ’ben çok iyiyim, çok sakinim. şimdi çıkıyoruz’dedi. arkada sargı bezi vardı, almıştı. ben de ’niye alıyorsun bunu’ demiştim. ’dursun, lazım olur’ demişti. ’hilmi, şunları al arkadan’ dedi. ’ne yapacağım?’ dedim. ellerim titriyordu hakikaten. ’pamuğu çıkar, kafama koy’ dedi. çıkardım, beraber sardık. güray’ı burada tebrik etmek gerekiyor. o saldırıya rağmen, geriye çekti arabayı. omuzu sakat olduğu halde, kurşun geldiği halde kalktı çalıştı ve mesleğinin gereğini yaptı."

türkiye'de gazetecilerin iki temel sorunudur; haber öznesiyle empati kuramamak ve en iyi haber için kendini riske atmak.
ilkinde faturayı haber özneleri öder, her yerden önce gazetede yargılanırlar ve sıklıkla yaşanan bir durumdur.
ikincisinde faturayı haberci öder; bazen dayak yer, bazen yaralanır ve bazen ölür.

neyse ki bu kez, ucuz atlatmışlar.
geçmiş olsun...

13 Ağustos, 2008

İkea


siz siz olun, eğer benim kadar becerikliyseniz ikea'dan demonte birşeyler almayın...


Yaşam ve Ölüm



gürcistan'dan iki kare; schopenhauer'den iki kelam:

aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker. nihai olarak zafer ölümün olacaktır. çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre oynar. bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre icin büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da olabildiğince uzun ve büyükçe üflediğimiz sabun köpüğü gibi...

11 Ağustos, 2008

Burada Öldü # 4

Kum Torbasına Eş Değer Biçilen 19 İşçiden 3'ü Burada Öldü

tuzla tersanelerinde test için suya indirilen filikanın içine kum torbası yerine konulan 19 işçiden 3'ü, filikanın su almasıyla boğulma ve ezilme sonucu hayatını kaybetti.

10 Ağustos, 2008

Milan Gurovic ve Sırp Milliyetçiliği



galatasaray basketbol takımı sırp oyuncu milan gurovic'i tranfer etti.
oyuncunun milliyetinin bir önemi yok. daha önce de sırp futbolcu sasa ilic galatasaray futbol takımı forması giydi ve çok sevildi.

ancak gurovic'te durum farklı. gurovic aşırı bir sırp milliyetçisi; bir çetnik.
kolunda; büyük sırbistan hayali ile yaşayan ve bu amaca ulaşmak icin bir yandan nazi almanyasıyla çatışırken bir yandan boşnak ve hırvatlar'a karşı etnik temizlik yapan çetniklerin lideri draza mihailovic'in dövmesini taşıyacak kadar hem de...

dövmesi yüzünden hırvatistan'a girişi yasaklanmış bir sporcu.
rakip taraftarların "milan sen kızılyıldız'ın çetnikisin" diye bağırmasıyla duygulanıp ağlayan bir kişi.
maçlarda çetnik selamı vermekten çekinmeyen bir fanatik.
sonuç olarak insanlık suçu işleyenlerin bir savunucusu.

tüm bunların dışında iyi bir basketbolcu...

peki tüm bunlar bu kadar apaçık ortadayken galatasaray nasıl böyle bir transfer yapar?
bunları savunan bir kişiyi nasıl klüp içine sokar, nasıl formasını giydirir?
sadece sportif başarı mıdır herşey???

basketbol sezonunun başlamasına daha birkaç ay olduğundan ve medya her zaman futbola odaklı olduğundan bu konu şu an gündemde değil.
ama eğer bu transfer feshedilmezse, çok ilginç şeylerle karşılaşacağımız kesin. galatasaray taraftarı nasıl bir tepki verecek, rakip taraftarlar nasıl tepki verecek, galatasaray takımınının yeni hırvat transferi andrija zizic ile nasıl anlaşacaklar? boşnak asıllı oyuncu mirsad türkcan'la maçta kavga edecekler mi? çok başarılı maçlar çıkarırsa tüm bunların üzerine sünger mi çekilecek? medya tüm bunları nasıl yorumlayacak?

ancak ne olursa olsun, galatasaray tarihine bir leke eklenecek...

09 Ağustos, 2008

Tulum - Kavun Oranı



pazar günlerini keyifli tadlara bırakmaya devam edelim. boyoz - yumurtadan sonra tulum peyniri - kavun oranına geldi sıra.

aslında tulum değil, izmir tulumu diyelim. gerçi izmir'de izmir tulumu denmez, şehir dışına çıkınca anlaşılır. tadı başkadır, bilinen tulum peyniri gibi hayvan derisinde değil, tenekede yapılan peynirdir. o yüzden teneke tulumu da denir. lezzetlidir, yağlıdır, tuzludur, harikadır. domatesle, ekmekle, karpuzla ve birçok kombinasyonla iyi gider. ama favorim kavunladır.

yarım kavunla 3 kalın dilim tulum peyniri tercihimdir.

ha bunun bir de rakılı versiyonu vardır ki söylendiğine göre eşi benzeri yoktur. ama anason gıcığı ben, sadece tulum ve kavunla da lezzet doruğuna çıkabilirim.

Maymun Kayboldu





emre ulaş, avea reklamı için gazetelere günlük karikatürler çiziyor.
aynı karikatür çeşitli gazetelerde üstteki orjinal versiyonuyla yayınlanırken, zaman gazetesi karikatürdeki maymunu kaybediyor.
fazla söze gerek yok...

08 Ağustos, 2008

Beijing 2008

bugün pekin 2008 olimpiyatlarının başlangıç günü.

hepsibirbirinebenzer futbol medyamız olimpiyatlara gereken ilgiyi göstermiyor. tabii ki futbol, tabii ki gassay-fener, tabii ki transfer balonları daha önemli.

zaten amatörlük ruhumuzda yok ki...

olimpiyatlar, dört yılda bir yapılan geniş kapsamlı bir spor organizasyonudur. antik şekli eski yunan'da yapılan oyunlar fransız soylusu pierre frèdy, baron de coubertin tarafından 19. yüzyıl'ın sonlarında modernize edilmiştir. olimpiyat oyunları'nın yaz sporlarını içeren ve daha iyi bilineni olan yaz olimpiyatları, 1896'dan beri dünya savaşları istisnaları hariç her dört yılda bir yapılagelmiştir. kış oyunları ise 1924'te yapılmaya başlanmıştır ve 1994'ten beri yaz oyunlarının yapıldığı yıllardan iki sene sonra yapılmaktadır.

olimpiyatlar daha önce asya'da bir kez seul'da, bir kez tokyo'da olmak üzere iki kez düzenlenmişti. bu olimpiyatlar asya'da düzenlenen üçüncü olimpiyat ve üçüncü farklı ülke. ancak dev ülke çin'in insan hakları ihlalleri nedeniyle çok fazla başı ağrıyor.

bir başka tehdit ise hava kirliliği. olimpiyatlar öncesi artan hava kirliliğininin azaltılması için ülkedeki petrol istasyonlarının % 10'unu kapatma kararı alan çin halk cumhuriyeti başka bir önlemi de olimpiyatların başladığı gün çok sayıda aracın trafiğe çıkmasını yasaklayarak alıyor.

organizasyonun 25 milyar dolar yatırım ve toplam 45 milyar dolar maliyetle gerçekleştiğini de ekleyelim.

son olarak türkiye, takım sporlarında temsil edilmiyor; güreş ve halterde madalya bekleniyor.

sporseverler için şölen başlasın!!!

08.08.08



aslında doğrusu şöyle: 08.08.08. 08.08.08.

yani 8 ağustos 2008, saat 8'i 8 dakika ve 8 saniye geçiyor. belki uyuyordunuz, belki hazırlanıyordunuz, belki yoldaydınız, belki de işe başlamıştınız bile o an.

sadece bir an.
değersiz hayatlarımıza rakamlarla katılan bir anlam...

tabii evlenmek isteyenler bu tarihi çoktan ayırttı. sezaryenler bu tarihe göre ayarlandı.
amaç; unutulmamak...

ama unutulan: yanlış hayatların, doğru anlarda yaşanmadığı...

Arsenikli Sudan Hiçbir Şeycik Olmaz


izmir'de arseniksiz su içmek istiyorsanız şu aralar bu, evdeki çeşmeden pek mümkün değil. işin kötüsü, insanlar ne kadar süredir, hangi oranda arsenikli su içtiğini, çay içtiğini, yemek yaptığını bilmiyor. büyükşehir belediye başkanı "için de diyemem, içmeyin de diyemem gibi" gayet açıklayıcı bir demeç verdi. dünya sağlık örgütü'nün eski standartlarına göre sorun yok dedi. yani bu şu demek: eskiden de zaten arsenikli içiyordunuz, şimdi de değişen birşey yok. meali; biz türk'üz bir şey olmaz, ortaçgil'in dediği gibi:

"hiçbir şeycik olmaz, olmadı da bugüne kadar; bir şey olmaz, bir şey olmaz"

ama vatandaş elbette öyle düşünmüyor. 19 litresi 4-6 liradan satılan damacanalara talep yüzde 60 arttı. bir de izsu'nun karşıyaka'daki 3, bornova'daki 5 su satış istasyonu var ki, burada suyun litresi 50 kuruş yani 20 litrelik bir bidon 1 liraya dolduğu için yukarıdaki kuyruklar oluşuyor. zaman zaman yüksek talebe karşılık vermekte zorlanılıyor. su kuyruğunda saatler geçiriyor izmirliler.

olay gelip yaklaşan belediye seçiminde chp-akp çekişmesine sürükleniyor. ama izmirlileri, bebeklerinin arsenikli su içmesi kadar, bu olayın ankara büyükşehir belediye başkanı'nın sözleriyle ortaya çıkması üzüyor...

06 Ağustos, 2008

Soljenitsin Yaşama Veda Etti

"ele geçirerek değil, ele geçirmeyi redderek mutluluğa ulaşabiliriz."

İnternetten Alışverişe Dikkat

internet kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her geçen gün artmakta. türkiye istatistik kurumu 2007 yılı sonu verilerine göre türkiye'de her 100 evden 18'inde internet bağlantısı mevcut. bu evlerin yüzde 80'i bağlantı yapılabilecek kişisel bilgisayara sahip. ancak internetten alışveriş yapma konusunda türkiye halen emekleme döneminde.

özellikle güvenlik endişesi nedeniyle türk tüketicileri, internetten alışveriş konusunda temkinli davranıyor. bununla birlikte internete bağlanan kişi sayısındaki artış, internet kullanım şekli ve amaçlarının değişim ve gelişim göstermesiyle birlikte e-ticaret sektörü büyümeye devam ediyor.
bankalararası kart merkezi (bkm) tarafından yapılan açıklamaya göre, 2008 yılının ilk altı aylık döneminde, yabancı turistler de dahil olmak üzere türkiye’de kredi kartıyla yapılan işlemlerin tutarı 2007 yılının aynı dönemine göre yüzde 35 oranında artarak 87 milyar 700 milyon ytl’ye çıktı. 2008’in ilk yarısında e-ticaret işlemlerinin tutarı ise yüzde 84 arttı. yılın ilk yarısındaki e-ticaret cirosu ise 4 milyar 450 milyon ytl’ye ulaştı.

ancak bu büyüme de sancılı olmuyor değil. geçtiğimiz gün en büyük alışveriş portallarından weblebi.com faaliyetlerine son verdiğini açıkladı. tedarikçilerin ve bankaların sektörle ilgili olumsuz düşünceleriyle birlikte, weblebi.com'un iflası da endişeleri arttırdı. zira weblebi.com; sektördeki küçüklü-büyüklü yüzlerce firmanın içinde ön plana çıkmayı başarmış, güven veren portallardan biriydi.


weblebi.com'un iflasıyla birlikte konuya biz tekrar tüketici tarafından bakmaya devam edelim. tüketicilerin çoğunun bilmediği bir gerçek var. eğer internetten kredi kartıyla alışveriş yaptıysanız ve ürün gönderilmediyse, ödemeyi yaptığınız bankaya dilekçeyle başvurarak paranızı geri almanız mümkün.

mastercard/visa kuralları gereğince eğer siparişinizin kargo fişi ibraz edilemiyorsa, kanunen bankanız kredi kartınıza bu meblağı iade edip, firmamız hesabından ilgili tutarı tahsil etmekle yükümlü.
siz yine de, internetten büyük ve güvenilir sitelerden alışveriş etmeye dikkat edin, ortak bilgisayarlardan ve ortak internet ağlarından bu işleri yapmamaya çalışın...

04 Ağustos, 2008

Acı Pasta

haber muhtelif yerlerde mevcut. güngören'de patlayan bombalar yaşamına son vermişti 4 yaşındaki aleyna çelik'in.
doğum gününe birkaç gün vardı.

bugün amasya'da bir kooperatif başkanı ile bazı işgüzar yetkililer aleyna'nın anne ve babasına sürpriz yaptı. üzerinde aleyna'nın fotoğrafının bulunduğu doğumgünü pastası getirerek acılı anne babanın yarasına tuz bastı. ve aleyna'nın anne-babası, çocuklarının resminin üzerinde bulunan pastayı kesip yemek zorunda kaldı.

anlamaya çalışıyorum. çocuklarını kaybeden insanlara, o çocuğun resminin bulunduğu pastayı götürmenin nasıl bir düşünceyle yapılabileceğini. o pastayı kesmeye nasıl mecbur bıraktıklarını...

anlamaya çalışıyorum. başsağlığına, teselliye gelmiş insanların elinde pasta görünce nasıl tepki veremediğini anne-babanın, pasta kesilmeye gelince, nasıl "bi sittirin gidin" diyemediğini... o pastayla birlikte kimbilir neler yuttuklarını...

pastayı götürenlerin cüretini de, pastayı kesenlerin ezilmişliğini de; bu sessiz kabullenmeyi de;
ben anlayamadım...

RTÜK Ulema Gibi


geçen hafta rakı yasakları nedeniyle reklam kurulunu eleştirmiştik. ama rtük'le ilgili söyleyeceklerimiz daha fazla idi.
aşağıda gazeteport'tan alıntılanan haber, rtük'ün siyasal iktidarların elinde geldiği durumu ve şu anki yapısını anlatmaya yetiyor; fazla söze gerek bırakmıyor.

rtük ulema gibi

rtük toplantısında hayret verici bir tartışma yaşandı. eskişehir’de dua ile hasta iyileştirme konulu yayın yapan bir radyonun dosyası ele alınırken, akp kontenjanından seçilen 3 üye, 'olabilir dua ile hasta iyileşir' diyerek radyoya ceza verilmesine karşı çıktı. tartışma çıkınca üyeler geri adım attı ve ert fm’e ceza verildi.

gazeteport’un edindiği bilgiye göre rtük önceki gün eskişehir’de yayın yapan ert fm’e ‘’bilimselliğe aykırı ve hurafelere dayalı yayın yaptığı’’ gerekçesiyle, yayın durdurma cezası verilmesini öngören raporu ele aldı. raporda radyodaki bir programa konuk edilen hocanın, ‘’dua ederek hastaları iyileştirdiği’’ öne sürüldü. yayına telefonla bağlanan bir kişi de, ‘’ ben kanser hastasıydım. çok doktor gezdim, ilaçlar verdiler yıllarca kullandım ama iyileşemedi. sonra konuğunuz olan hocaya gittim, benim için dualar etti. kanseri yendim, yüksek tansiyon hastalığından da kurtuldum’’ dedi.

rapor doğrultusunda ert fm’e ‘’bilimsellikten uzak, milli eğitimin temel ilkelerine aykırı ve hurafelere dayalı biçimde yayın yaptığı’’ gerekçesiyle ceza verilmesi istenirken rtük üyesi şaban sevinç ve hülya alp bu radyoya aynı zamanda ‘’çıkar amacına yönelik yayın yapmaktan da’’ ceza istediler.
kurulda bulunan ve akp kontenjanından seçilen bir üye ise buna karşı çıktı ‘’ olabilir, dua ile de bazı hastalıklar iyileşir, ben de biliyorum’’ dedi ve ceza verilmesine karşı çıktı. bunun üzerine üye şaban sevinç’in ‘’ böyle bir savunma olabilir mi? modern tıp var, bilim var. dua ile hastalıkların iyileşebileceğini nasıl söylersiniz’’ diye karşı çıktığı öğrenildi. hülya alp de ‘’bu sözleriniz bilime aykırı’ ’ diyerek destek verdi.

ancak bu kez akp kontenjanından seçilen iki üye daha ‘’bilim nedir, dua ile hastalıkların iyileştiği de bir inanış, cezaya gerek yok’’ dediler. tartışmalar uzayınca, daha önce de aynı tür yayın yapan bir başka radyoya verilen cezanın incelenmesi benimsendi. bu karar bulundu ve bu radyoya da ‘’bilimsellikten uzak ve çıkar amaçlı yayın yaptığı gerekçesiyle’’ yasanın iki ayrı maddesinden ceza verildiği anlaşıldı. bunun üzerine ‘’dua ile hastalıklar iyileşebilir, cezaya gerek yok’’ diyen üyeler de geri adım attı ve eskişehir ert fm’e ceza verilmesi benimsendi.

03 Ağustos, 2008

Boyoz - Yumurta Oranı


sanırım pazar günü yazılabilecek yegane güzellik.
izmir'e özgüdür, başka yerde aramayın bulamazsınız, bulsanız da buradakilere benzemez.

boyozu izmir mutfağında 1492 sonrasında ispanya'dan kovularak izmir'e yerleşen sefarad yahudi toplumunun kazandırdığı konusunda bütün kaynaklar hemfikirdir. yine ispanyol kültürünün uzantıları olan arjantin, şili, peru, meksika gibi ülkelerde de, özellikle sefarad kökenli nüfus grupları arasında ve özellikle peynirli ve ıspanaklı türleri sıklıkla hazırlanmakla ve beğeni ile tüketilmektedir.
boyoz ismi de, neredeyse kesin surette, ispanyolca "bollos" (bohça) kelimesinden türemiştir. izmir dışında hiçbir şehirde ticari olarak piyasaya sunulmadığından izmir’in böreği olmuştur. rivayete göre, izmir'de boyozun en iyisini boyozcu avram usta yapmış, o öldükten sonra izmir'de boyozlar "avram usta’nın boyozu" adı altında satılmıştır.

her boyoz için 1/2 yumurta oranı iyidir, favorim 4 boyoz 2 yumurtadır...