güney osetya’nın başkenti tshinvali’nin 2 km. kadar içine giren türk basın aracına, osetya askerlerinin ateş açması sonucu savaşın orta yerinde saldırıya uğrayan 4 türk gazeteci sağ salim yurda dönebildi.hiçbir haber yaşamdan daha önemli değil ancak savaşta gazetecilik çok, çok, çok zor... istenmese de savaşta haber hayatın önüne geçebiliyor. bazen gazetecilik dürtüleri, nefes aldığınızı-yaşadığınızı unutturup sizi tehlikeye-ölüme çekiyor, bazen de en güvenli sandığınız yerde ateş altında kalıyorsunuz. sanırım yaralanan türk gazeteciler daha iyisini yapmak için savaş ortasında riski göze aldılar.
bakın, dönüşteki muayene sonuçları: "alman hastanesi'nde yapılan muayenede kameraman güray ervin'in sol omzunda derin bir kurşun yarası bulunduğu, muhabir levent öztürk'ün de sol gözünün üzerindeki kurşun sıyrığının derin olduğu ve her iki gazetecinin yaralarının enfeksiyon kaptığı tespit edildi. tedavilerine başlanan ervin ve öztürk'ün hayati tehlikelerinin olmadığı, ancak yaşadıkları olayın travmasından çıkamadıkları belirtildi."
gazeteciler yaşadıklarını anlatıyor:
güray ervin (kanaltürk) : "4 kontrol noktasından geçtik. hiç bir noktada durdurulmadık. hiç bir şekilde kontrolümüz yapılmadı. tshinvali'ye yaklaştığımız esnada aracın ön cephesinden tek el patlama sesi geldi. o sırada aracı ben kullanıyordum. yanımda oturan levent'in başından yaralandığını gördüm. ilk şoku atlatır atlatmaz araç içinde kendimizi korumaya çalıştık. bu sırada levent aşırı kan kaybetmeye başladı. akabinde hiç aralıksız en az 4-5 dakika boyunca 10-15 asker tarafından aracımız tarandı. biz ilk şoku atlatır atlatmaz bulunduğumuz noktadan aracı geriye çekmeye çalıştım. bu sırada aracımız bozulduğu için ilerleyemedik. bu arada kurşun yağmuru devam ediyordu. ölüyormuşuz gibi hissettik. arabanın elek gibi olduğuna emindik. sağanak bir yağmurun altında gibiydik. sanki hiç durmayacak gibiydi. bir süre sonra durdu. levent de başından kan kaybetmeye devam ediyordu. ben ve hilmi bu arada araç içinden ingilizce olarak 'gazeteciyiz' diye bağırmaya başladık. üzerimizdeki tişört ve gömleği çıkarıp camdan salladık. 4-5 dakika sonra ateş açılan noktadan bize doğru askerlerin nişan almış vaziyette geldiklerini gördük. bizi araçtan indirdiler. bir ambülans çağırarak tshinvali'deki en yakın hastaneye gönderdiler."
hilmi hacaloğlu (ntv) : "saldırı gerçekleşti. hepimiz paniğiz. levent'in kafa patlamış. ben orada levent öldü diye düşündüm. hakikaten abartmıyorum. fakat levent, ’ben çok iyiyim, çok sakinim. şimdi çıkıyoruz’dedi. arkada sargı bezi vardı, almıştı. ben de ’niye alıyorsun bunu’ demiştim. ’dursun, lazım olur’ demişti. ’hilmi, şunları al arkadan’ dedi. ’ne yapacağım?’ dedim. ellerim titriyordu hakikaten. ’pamuğu çıkar, kafama koy’ dedi. çıkardım, beraber sardık. güray’ı burada tebrik etmek gerekiyor. o saldırıya rağmen, geriye çekti arabayı. omuzu sakat olduğu halde, kurşun geldiği halde kalktı çalıştı ve mesleğinin gereğini yaptı."
türkiye'de gazetecilerin iki temel sorunudur; haber öznesiyle empati kuramamak ve en iyi haber için kendini riske atmak.
ilkinde faturayı haber özneleri öder, her yerden önce gazetede yargılanırlar ve sıklıkla yaşanan bir durumdur.
ikincisinde faturayı haberci öder; bazen dayak yer, bazen yaralanır ve bazen ölür.
neyse ki bu kez, ucuz atlatmışlar.
geçmiş olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder